13 Haziran 2017 Salı

one million bullets




Çok uzun zaman sonra aynı hisleri tekrar yaşıyor gibi hissediyorum.
Bir sürü arkadaşım varken, biri sürü yazabilecek insan ve tek başıma geçirebileceğim onca vakit.
Ama ben gene de onu özlüyorum.
Yanımda olmasını istiyorum.
Ve olacağına dair ufacık bir kırıntıda hissettiğim rahatlama beni şaşırtıyor.
Güvende hissettim. Umutlu, mutlu.
Geleceğe bakabilecek gibi hissettim. Gelecek olabilecek gibi.
Bu rahatlama hissi beni gerçekten şoka soktu. Sanki bütün gün ağrıyla kıvranmışım ve tam o anda ağrı kesicileri almışım, işe yaramışlar. Kıvranma sona ermiş. Amaçsızlık, belirsizlik.
Ne yaptığımı hiç bilmiyorum. Bazen "bu olamaz!" diyorum içimden. Hatta ilk önce yazıya öyle devam edecektim, bu olamaz diye.
Ama olabilir de. Ve bazen o kadar olabilirmiş gibi hissettiriyor ki, hislerimle ne yapacağımı bilemiyorum.
Her zamanki gibi dibe atıyorum, itiyorum kakıyorum.
Eh, hem alışkanlık hem aile mirası.
Ailemden gördüğüm baş etme mekanizması.
Ve ben bunu anlatmam gereken, anlatabileceğim o tek kişiye bile anlatamıyorum.
Karşısında kendimi çocuk gibi hissediyorum; öğretmenin yüz ifadesine göre doğru veya yanlış şeyi söylediğini ölçüp tartan bir çocuk. Ama böyle olmamalı gibi hissediyorum.
Orda beni bu denli etkileyecek bir yüz ifadesi olmamalı.
Bu noktaya gelmiş olmamı hem garipsiyorum hem de önemli buluyorum. Belki de gerçekten işe yarıyor. Bu nokta dediğim şey ise şuan bütün bu yazıyı türkçe yazıyor olmam.
Utanmadan, sıkılmadan. Mı? Asla değil. Ama gene de yazıyorum, utanarak ve sıkılarak. Her zaman kendimi anadilimde ifade etmeye çekiniyorum. Hislerimi anlatmaya.
Çünkü anadilimde gerçekler, çok gerçekler.
Ve başka bir dilde yazdığımda sanki gerçek değilmiş gibi hissettiyor. Belki gerçek değilmiş gibi değil de, o kişi ben değilmişim gibi.
Çünkü benim iç sesim, anadilim ve o kadın istediği kişi olabiliyor ingilizce konuşurken. Ben olamıyorum, kabul edemiyorum. O edebiliyor. Ben de edebilirim. O, benim.
Kendimi anlatırken iki farklı insana ayırıyorum çoğu zaman.
Kabul edemediklerim ve kucakladıklarım. Hepsi benim, hepsi kucaklanmalı.
Elimi kalbimin üstüne koymalı ve kucaklamalıyım.
"Seni, kabul ediyorum. Bütün benliğinle, her şeyinle, kabul ediyorum."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

El Uzatan