24 Nisan 2016 Pazar

my light, my sun and stars




I can't move on now.
I was so in love,
Back in the day.
And never knew it. 
I was so in love, 
I can still feel it,
In my bones. 
My skin remembers her,
The way she never hugged.
The way she hugged once
And it was so enough.
She was so much,
I still can't move on.
I don't wanna move on,
Wanna give my heart
Never look back.


3 Nisan 2016 Pazar

messed up

I'll never forgive my dad bullying me about my weight. It's truly bullying and when it's from your family, when it's from beloved people to you, it stings. It hurts as hell as if my head doesn't make me miserable about it. As if I don't deal with my inner voice every fucking second, you have to bring me down as well. I just brought my anti depression pill from the cabinet and I nearly took one. I don't want to take one because it's all toxic pill and it messes with brain, the thing I value about myself the most but I am so tempted. Also the thing I value the most hurts, aches and I don't know if I can take this anymore. I just have to live this fucking life but I don't know how. I can't even speak in my first language about my messed head, how can I when living in my own skin is a task to do every single day?

20 Mart 2016 Pazar

Liars

Aklımı ne kadar verebiliyorsam artık, ders çalışıyorum. Çalıştığım ders oldukça ağır olsa da çok ilginç konulara değiniyor. Mesela biraz önce rüya gördüğümüz uykunun REM uykusu olduğunu, hiçbir şey hatırlamadığımız uykuya da slow wave dendiğini ve slow wave'in daha sağlıklı bir uyku olarak nitelendirmesinin yanında, öğrenmeye de yardımcı olduğunu, bilgileri daha kalıcı yaptığını öğrendim. Sen yıllarca üzül kederlen ben neden rüyalarımı hatırlamıyorum Allah'ım o kadar mı kötü hafızam diye, sonra aslında sağlıklı uykuyu uyuyan kişi olduğunu öğren. Oley! Gerçi ben hiç benim gibi slow wave uykusu uyuyan birine de rastlamadım. Vardır elbet, nerdesiniz dostlar? Biz de biraz görmediğimiz rüyalarla ama öğrendiğimiz bilgilerle caka satalım, değil mi?
Bu gereksiz paragraj parçasını buraya bıkarıp dersime döneyim öyleyse.

15 Ocak 2016 Cuma

Darling girl, only time will tell




Hayatımda hiç günlük tutabilen insanlardan olabilmeyi istemediğim bir gün olmadı. Bugün gene bir video izlerken günlük görünce aklıma düştü. Önce içimden "bana göre değil kağıt kalemle yazmak, vazgeçtim sonunda." diye düşündüm. Sonra dedim neden kağıt kalem olmak zorunda olsun, sen delirdin sanırım? Teknolojiyi günlük hayatta bu kadar çok kullanıp da bunu düşünmemiş değildim elbete. Burda karşıma çıkan sorunda düzenli olmaktı. Aslında buna düzenli olmak denir mi emin değilim. Buna daha çok katı kurallar çerçevesine girme korkusu denebilir. Orda belli bir zaman içinde yapılması gereken bir şey varsa ve özellikle bu zaman bir gün gibi bir şeyse bu bana korkunç geliyor, koşarak uzaklaşmaya başlıyorum. Ha ödevlerimin makale teslimlerin günü yok mu? Elbette var ama bir hafta, on gün yavaş yavaş yazıp kendimi hazırlıyorum ona. Son güne kalırsa büyük ihtimalle yapamam, o stres bana fazla. O yük bana fazla. Ama gene de deneyeceğim, en fazla 1 kere yazar, 1 yıl ara veririm gene bloga ne olacak. *insert gülmekten ağlayan emoji*
And here we go. Ayrı bir postla başlıyorum günlüğümü tutmaya.

20 Ağustos 2015 Perşembe

nobody can drag me down

Bu hissi, anlamını çözdüğüm şeyi kelimelere tam olarak dökebilecek miyim bilmiyorum ama unutmak da istemiyorum.
Biraz önce, belki de dünya üzerinde en sevdiğim insanın, en sevdiğim yazarın ufacık bir hikayesini okurken farkettim bunu. Belki de onu bu yüzden bu kadar seviyorumdur, bana kendimi öğrettiği için her satırda. Ben fark etsem de, etmesem de. Yazmayı da bu yüzden seviyorumdur belki ve uzun süredir yazmadığım için unutmuşumdur: yazarken de farkedip öğreniyorum, ampuller yanıyor, gözlerim ışıldıyor.
Ama o satırlarda ne farkettim, kaçıp gitmeden aklımdan hepsi, uçup gitmeden, anlatayım.
Ben, sanıyorum ki 13-14 yaşından beri düzenli olarak konsere giden bir insanım. Eğer sevdiğim bir grup geliyorsa, ben onun konserine gitmek zorundayım. Hep böyle hissettim. Bu hissi, bir şeyleri kaybedip bir daha bulamamaya olan korkuma yordum.
Ama ben hep oldukça kapalı, sınırları ve kuralları olan bir ailede büyüdüm. Çekirdek ailem öyle değildi, benim için her şeyi yaparlardı evet ama büyük aile bunu hep sınırlıyordu, sınırlayacaktı.
Konserler, benim buna bir isyanımdı. O insanların hiçbir zaman onaylamadığı, onaylamayacağı bir şeydi ve ben yıllarca sadece bunu yaparak, böyle bir isyanla kendim olabildim. Bundan vazgeçmek, onlara teslim olmak gibiydi. Onların zihinlerinin o ufak kutusuna girmek ve bir daha çıkamamak.
Kendi doğrularımı, benliğimi böyle koruduğumu düşündüm. Muhtelemen ilk seferde sadece istediğim bir şeydi ve sonradan elde etmem gereken bir şey haline geldi. İşte bu yüzden konserlerin her zaman ben de ayrı bir yeri olacak, müziğe olan büyük aşkımın yanında. Buruk bir yer belki, konserin anlamına tekabül etmemesi gereken bir yer ama varolan bir yer.

Ayrıca blog yazdıktan sonra o an aklımda çalan şarkının bir dizesini başlık yapmayı nasıl da sevdiğimi unutmuşum. Bazen blog yazmayı canım çekiyor, yazacak şeylerim oluyor. Hatta bazen telefona not alıyorum bir şeyler. Ama hiçbir zaman bilgisayarda otururken denk gelmemişti, sonunda geldi ve burdayım, mutluyum.
Çünkü roma'ya aşık değilim de neyim?