20 Mart 2016 Pazar

Liars

Aklımı ne kadar verebiliyorsam artık, ders çalışıyorum. Çalıştığım ders oldukça ağır olsa da çok ilginç konulara değiniyor. Mesela biraz önce rüya gördüğümüz uykunun REM uykusu olduğunu, hiçbir şey hatırlamadığımız uykuya da slow wave dendiğini ve slow wave'in daha sağlıklı bir uyku olarak nitelendirmesinin yanında, öğrenmeye de yardımcı olduğunu, bilgileri daha kalıcı yaptığını öğrendim. Sen yıllarca üzül kederlen ben neden rüyalarımı hatırlamıyorum Allah'ım o kadar mı kötü hafızam diye, sonra aslında sağlıklı uykuyu uyuyan kişi olduğunu öğren. Oley! Gerçi ben hiç benim gibi slow wave uykusu uyuyan birine de rastlamadım. Vardır elbet, nerdesiniz dostlar? Biz de biraz görmediğimiz rüyalarla ama öğrendiğimiz bilgilerle caka satalım, değil mi?
Bu gereksiz paragraj parçasını buraya bıkarıp dersime döneyim öyleyse.

15 Ocak 2016 Cuma

Darling girl, only time will tell




Hayatımda hiç günlük tutabilen insanlardan olabilmeyi istemediğim bir gün olmadı. Bugün gene bir video izlerken günlük görünce aklıma düştü. Önce içimden "bana göre değil kağıt kalemle yazmak, vazgeçtim sonunda." diye düşündüm. Sonra dedim neden kağıt kalem olmak zorunda olsun, sen delirdin sanırım? Teknolojiyi günlük hayatta bu kadar çok kullanıp da bunu düşünmemiş değildim elbete. Burda karşıma çıkan sorunda düzenli olmaktı. Aslında buna düzenli olmak denir mi emin değilim. Buna daha çok katı kurallar çerçevesine girme korkusu denebilir. Orda belli bir zaman içinde yapılması gereken bir şey varsa ve özellikle bu zaman bir gün gibi bir şeyse bu bana korkunç geliyor, koşarak uzaklaşmaya başlıyorum. Ha ödevlerimin makale teslimlerin günü yok mu? Elbette var ama bir hafta, on gün yavaş yavaş yazıp kendimi hazırlıyorum ona. Son güne kalırsa büyük ihtimalle yapamam, o stres bana fazla. O yük bana fazla. Ama gene de deneyeceğim, en fazla 1 kere yazar, 1 yıl ara veririm gene bloga ne olacak. *insert gülmekten ağlayan emoji*
And here we go. Ayrı bir postla başlıyorum günlüğümü tutmaya.

20 Ağustos 2015 Perşembe

nobody can drag me down

Bu hissi, anlamını çözdüğüm şeyi kelimelere tam olarak dökebilecek miyim bilmiyorum ama unutmak da istemiyorum.
Biraz önce, belki de dünya üzerinde en sevdiğim insanın, en sevdiğim yazarın ufacık bir hikayesini okurken farkettim bunu. Belki de onu bu yüzden bu kadar seviyorumdur, bana kendimi öğrettiği için her satırda. Ben fark etsem de, etmesem de. Yazmayı da bu yüzden seviyorumdur belki ve uzun süredir yazmadığım için unutmuşumdur: yazarken de farkedip öğreniyorum, ampuller yanıyor, gözlerim ışıldıyor.
Ama o satırlarda ne farkettim, kaçıp gitmeden aklımdan hepsi, uçup gitmeden, anlatayım.
Ben, sanıyorum ki 13-14 yaşından beri düzenli olarak konsere giden bir insanım. Eğer sevdiğim bir grup geliyorsa, ben onun konserine gitmek zorundayım. Hep böyle hissettim. Bu hissi, bir şeyleri kaybedip bir daha bulamamaya olan korkuma yordum.
Ama ben hep oldukça kapalı, sınırları ve kuralları olan bir ailede büyüdüm. Çekirdek ailem öyle değildi, benim için her şeyi yaparlardı evet ama büyük aile bunu hep sınırlıyordu, sınırlayacaktı.
Konserler, benim buna bir isyanımdı. O insanların hiçbir zaman onaylamadığı, onaylamayacağı bir şeydi ve ben yıllarca sadece bunu yaparak, böyle bir isyanla kendim olabildim. Bundan vazgeçmek, onlara teslim olmak gibiydi. Onların zihinlerinin o ufak kutusuna girmek ve bir daha çıkamamak.
Kendi doğrularımı, benliğimi böyle koruduğumu düşündüm. Muhtelemen ilk seferde sadece istediğim bir şeydi ve sonradan elde etmem gereken bir şey haline geldi. İşte bu yüzden konserlerin her zaman ben de ayrı bir yeri olacak, müziğe olan büyük aşkımın yanında. Buruk bir yer belki, konserin anlamına tekabül etmemesi gereken bir yer ama varolan bir yer.

Ayrıca blog yazdıktan sonra o an aklımda çalan şarkının bir dizesini başlık yapmayı nasıl da sevdiğimi unutmuşum. Bazen blog yazmayı canım çekiyor, yazacak şeylerim oluyor. Hatta bazen telefona not alıyorum bir şeyler. Ama hiçbir zaman bilgisayarda otururken denk gelmemişti, sonunda geldi ve burdayım, mutluyum.
Çünkü roma'ya aşık değilim de neyim?

29 Mart 2015 Pazar

Felicity

You can be lost anywhere. (truth or consequences)
Every body has to figure about who they are eventually. (true colors)
It was like being one snowflake in a crazy blizzard, but then it occurred to me: everyone is one snowflake. (the last stand)

Yine blogu açtığım an kafamdaki her cümlenin kulağımdan akıp gittiği, toz olup uçtuğu noktaya geliyoruz. Aslında hep o noktada sayıklıyoruz. 

Madem öyle, bu yazı Felicity'de beğendiğim, bir yerlere kaydetme isteği içinde olduğum cümlelere adanmış olsun.


15 Aralık 2014 Pazartesi

you're so fine

Eğer bir gün kendimi saçlarım topluyken insan içine çıkabilirim gibi hissedersem, bir daha saçımı açmak istemiyorum. O kadar çok saklandım ki bir şeylerin,en ufak şeyin, saçımın bile arkasına, her şey ortada olsun istiyorum. Kendimi sıkıcı, kimsenin sevmek istemediğ, her zaman yetersiz biri olarak görmek istemiyorum. Ben bir psikolog için bile yetersizdim. Benden ağır travmalar geçirmiş, herhangi bir formda şiddete maruz kalmış olmamı bekledi. Benim sebeplerimi, kendimden nefret etmemi yeterli bulmadı yardım etmek için. Bunun sorunlarımın üstüne ne kadar fazlasını eklediğini umarım bir gün anlar. Ben anladım ki Türkiye'nin en iyi 10 üniversitesinden birinde okumak, yüksek lisans yapmak, doktora yapmak, kitap çıkartmak insanı o meslekte iyi yapamıyor. Ne eksik eğitiminde bilmesem de bir şeylerin eksik olduğunun bilincindeyim. O yüzden aslında çok tehlikeli bir iş meslek sahibi olmak. İşin temelinde karşındakine uzmanlaştığın konuda yardımcı olmak ama ben bildiklerimle hala hiçbir şey bilmediğimin, her dakika farklı bir şey öğrendiğim ve bunun hiç sona ermeyeceğini bilirken, nasıl karşımdakine o an ki bilgilerimle yetebilirim? Çünkü kendimi yetersiz ve değersiz hissetmemin sınırı yok. Ayrıca kendimi şımarık ve müsrif de hissediyorum. Bir yandan sevilmek istiyorum, sonra da insanlara sadece yetmediğimi, doğru-güzel olmadığımı ve hiç bulaşmaman gerektiğini düşünüyorum. Doğru ve güzel olmam gerekmiyor evet ama o insanın aradığı ne ise ben o değilim. Ben kimsenin aradığı değilim. Boş hissediyorum. Cahil hissediyorum. Öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek istiyorum. Sonra uykum geliyor. İyi geceler.