22 Aralık 2013 Pazar
doomsday
Biliyorum son sene.
Evet biliyorum çalışmalıyım.
Biliyorum 1 sene dişimi sıksam, başka şeylerle meşgul olmasam kazanıcam, sonra ki senem de mahvolmayacak.
Ama öyle değil işte. İnsanlar öyle değil.
Hisler öyle değil. Ve ben hissetmek istiyorum. Ben coğrafya dersinde iklimleri dinleyip ezberlemek istemiyorum.
Ben gidip o iklimlerde yaşamak istiyorum.
Ben sadece hissetmek istiyorum.
900 yıldır yalnız olan bir adamın gözlerindeki mutluluğu hissetmek istiyorum.
Rose gittiğindeki hüznüyle parçalanmak istiyorum. Hep onu hissedeyim istiyorum.
Bu dünyaevi şeyleri yaparken içimde hissettiğim boşluğu bir daha hissetmek istemiyorum.
Her zaman yapmam gereken bir şeylerin olması ve hep geriden gelme telaşını hissetmek istemiyorum.
Sanki öylesine uzun süredir gergin bekliyorum ki, artık bu duruşu değiştiremiyorum. Eğer birden gevşersem, her şey kopacak. Böyle ortada kalırsam, içimdeki boşluk hep orda kalacak.
Ben sadece şu şarkıyı dinleyip hissetmek istiyorum.
Çünkü hissetmekten başka yapacak hiçbir şeyimiz yok.
Hepsi, aklımızın içinde. Ve hepimiz tek bir noktayız. Beyaz bir boşluğun içindeki noktayız.
Gözlerimi kapatıyorum ve bunların benim aklımda olduğunu biliyorum. Gözlerimi sımsıkı kapatıyorum ve bütün maddesel varlığımın kum taneleri gibi uçuşmasını kulağımın dibinde duyuyorum. Aslında kulaklarım bile yok ve ben bir noktadan başka bir şey değilim. Giderek küçülüyorum ve ben bir nokta bile değilim. Gözlerim sımsıkı ve ben her zamankinden daha özgürüm. O kadar özgürüm ki nefesim kesiliyor. Bitsin istiyorum, gözlerim birazcık daha kapanıyor. Her şey silinip anlamını yitiyor ve aslında ben yokum. Hiç olmadım ve asla olmayacağım. O an yaşadığım her şey ömrümün sonuna kadar bana rehber olacak. Ve ben daha fazla dayanamıyorum, gözlerimi açıyorum. Bir anda gerçekliğin içine ve rüyalarımın içindeki rüyaya düşüyorum. Düşüşümün sesi orda ve bir an için duyuyorum. Bunları yaşıyorum ve bir an sonra yere çarpıyorum. Bu acı verici ama böyle olması gerektiğini biliyorum. Ben sadece bir insanım ve düşmeliyim. Bu şarkıyla düşmeliyim. Hepimiz, düşmeliyiz.
25 Kasım 2013 Pazartesi
505
Her sabah, çantamdan ne çıkarsam da biraz hafiflese diye her şeyi boşaltıp, hepsini geri koyuyorum.
Her sabah, arabaya bindiğimde o nefret ettiğim radyo istasyonunu açıyorlar ve ben kulaklarım ağrımasına rağmen kulaklık takmaya mecbur kalıyorum. Gerçek hayattan bir hikaye anlatıldığı için, bir gün mutlaka biteceği umuduna sarılıyorum.
Her sabah, tanıdık birini görmemek için dua ederek, salyalarımı akıtarak uyuma isteğiyle otobüse biniyorum. Oysa bacaklarım uzun olduğu için oturduğum yere asla sığamıyorum, bacaklarımın ağrısıyla gözlerimi açıp derin bir nefes alıyorum.
Her sabah, bugün doğru durakta ineceğim, üşenmeyeceğim ve geri yürümeme gerek kalmayacak diye karar veriyorum. Ve her sabah son durakta iniyorum, gideceğim yere geri yürüyorum.
Her sabah, otobüsüm konforlu olan olsun diye şoförlerin gözünün içine bakıyorum.Evet otobüsten konfor ve geometri ders anlatımından HD kalitede olmasını bekliyorum.
Her sabah, ne kadar midem bulansa da babacığımı kıramadığım için yaptığı tostu yiyip bol şekerli çayı içiyorum. Neyse ki son günlerde midem biraz kötüydü, bir şey yemememe razı olmasının yolunu buldum, o yoldan gidiyorum.
Her sabah, duştan sonra babam saçlarını kurutacağım diye tutturuyor ve razı oluyorum. Beni düşündüğünü biliyorum. Beni sevdiğini. Ama annem kadar sevdiğini bilmiyorum. Kimsenin beni annem kadar sevdiğini bilmiyorum.
Ve ben her sabah, her öğlen, her akşam, her bulduğum fırsatta annemle kavga ediyorum.
Belki de beni bu kadar sevmesini haketmediğim için, beni artık sevme, bak sana kötü davranıyorum diyorum.
Ama o hiç vazgeçmiyor. 17 senedir hiç vazgeçmedi. Vazgeçmeye yaklaştığında, dur diyorum. Sevgine ihtiyacım var. Gitmiyor. Gitmesin. Gelsin, biraz da ben seveyim.
Bazen bencil evet, geceleri hep bunu düşünüyorum. Ama her insandan daha az.
Ve her gece başka bir eve taşınmanın hayalini kuruyorum. Eve öylesine yığıldığımız ve asla bu kadar eşyayı taşıyamayacağımız gerçeğini elbette gözardı ediyorum.
Abimin sevgilisiyle kavgalarını odamdan duyuyorum ve kendimi kötü hissediyorum. Nasıl dışardan öylesine uyumlu görünen bir çift birbirini bu kadar üzebilir?
Evet tamam, adalet yoksa ben yokum, evet o benim 2. adım. Olmalı.
Bana ayağım sakat deyip beni yerimden kaldıran şirret-gencecik kadınlar olmamalı.
Ben hakkımı koruyabilmeliyim. Zira ne onun ayağı sakat, ne de o benden üstün.
Babam öylesine sakladı ki dünyanın sahtekarlığını, herkesi onun gibi sanabildim.
Bana yaptıkları en kötü şey, bana çok iyi davranmaları oldu. Tabii böyle bir şey için birilerini suçlayabiliyorsam.
Ne diyordum, her sabah ara sokaklardan dünyanın en yavaş insanı olarak geçiyorum ama yine de gitmem gerekenden erken orda oluyorum.
Her sabah, memnuniyetsiz olacak bir şey bulabiliyorum çünkü yapmam gerekeni yapmıyorum.
Her şeyi yarına bırakıyorum. Önüne daha önemli, daha acil bir şey koyuyorum. Bana manevi olarak hiçbir şey katmadan beynimi yoran şeyler. Olmalılar, biliyorum. Sadece bu sıkışıklıktan nefret ediyorum. Maillerime cevap veremediğim-vermediğim haftalardan nefret ediyorum. Dünyaüstünde beni en çok heyecanlandıran kişinin bana verdiği onca şansı kullanamamaktan, onun gitmesinden nefret ediyorum.
Hiçbir şeyden nefret etmek istemiyorum, bir şeylerden nefretle bahsettiğim bir hayatın başrolünden olmak da. İstemiyorum kelimesini kullanmak istemiyorum. Evet komik oldu. Mr. Yes gibi, miss yes olmak istiyorum. Olduğum yerde saymaktan yoruldum. Bu yolun beni götürdüğü yere gitmek isteyip istemediğimi bilmeden gidiyorum bu yolda. En yanlışını yapıyorum. İnsanlara durun, benim yapacaklarım var, geri dönmeme izin verin diyemiyorum. Biri kolumdan tutmuş çekiyor, diğeri itiyor. Gidiyorum, nereye gittiğimi bilmeden ve en azından gittiğim yoldan zevk almalıyım diyorum. En azından. Ve kafam öylesine dağınık ki, hiçbirini bilmek istemiyorum. Her şey dursun ve biraz beni beklesin istiyorum. İstiyorum kelimesi kullanmaktan ve istemekten yoruluyorum. Bir şeyler dilemeden mutlu olduğumda, olmuş olurum belki diyorum. Ben ne zaman olmuş olurum diyorum. Ne zaman..
Her sabah, arabaya bindiğimde o nefret ettiğim radyo istasyonunu açıyorlar ve ben kulaklarım ağrımasına rağmen kulaklık takmaya mecbur kalıyorum. Gerçek hayattan bir hikaye anlatıldığı için, bir gün mutlaka biteceği umuduna sarılıyorum.
Her sabah, tanıdık birini görmemek için dua ederek, salyalarımı akıtarak uyuma isteğiyle otobüse biniyorum. Oysa bacaklarım uzun olduğu için oturduğum yere asla sığamıyorum, bacaklarımın ağrısıyla gözlerimi açıp derin bir nefes alıyorum.
Her sabah, bugün doğru durakta ineceğim, üşenmeyeceğim ve geri yürümeme gerek kalmayacak diye karar veriyorum. Ve her sabah son durakta iniyorum, gideceğim yere geri yürüyorum.
Her sabah, otobüsüm konforlu olan olsun diye şoförlerin gözünün içine bakıyorum.Evet otobüsten konfor ve geometri ders anlatımından HD kalitede olmasını bekliyorum.
Her sabah, ne kadar midem bulansa da babacığımı kıramadığım için yaptığı tostu yiyip bol şekerli çayı içiyorum. Neyse ki son günlerde midem biraz kötüydü, bir şey yemememe razı olmasının yolunu buldum, o yoldan gidiyorum.
Her sabah, duştan sonra babam saçlarını kurutacağım diye tutturuyor ve razı oluyorum. Beni düşündüğünü biliyorum. Beni sevdiğini. Ama annem kadar sevdiğini bilmiyorum. Kimsenin beni annem kadar sevdiğini bilmiyorum.
Ve ben her sabah, her öğlen, her akşam, her bulduğum fırsatta annemle kavga ediyorum.
Belki de beni bu kadar sevmesini haketmediğim için, beni artık sevme, bak sana kötü davranıyorum diyorum.
Ama o hiç vazgeçmiyor. 17 senedir hiç vazgeçmedi. Vazgeçmeye yaklaştığında, dur diyorum. Sevgine ihtiyacım var. Gitmiyor. Gitmesin. Gelsin, biraz da ben seveyim.
Bazen bencil evet, geceleri hep bunu düşünüyorum. Ama her insandan daha az.
Ve her gece başka bir eve taşınmanın hayalini kuruyorum. Eve öylesine yığıldığımız ve asla bu kadar eşyayı taşıyamayacağımız gerçeğini elbette gözardı ediyorum.
Abimin sevgilisiyle kavgalarını odamdan duyuyorum ve kendimi kötü hissediyorum. Nasıl dışardan öylesine uyumlu görünen bir çift birbirini bu kadar üzebilir?
Evet tamam, adalet yoksa ben yokum, evet o benim 2. adım. Olmalı.
Bana ayağım sakat deyip beni yerimden kaldıran şirret-gencecik kadınlar olmamalı.
Ben hakkımı koruyabilmeliyim. Zira ne onun ayağı sakat, ne de o benden üstün.
Babam öylesine sakladı ki dünyanın sahtekarlığını, herkesi onun gibi sanabildim.
Bana yaptıkları en kötü şey, bana çok iyi davranmaları oldu. Tabii böyle bir şey için birilerini suçlayabiliyorsam.
Ne diyordum, her sabah ara sokaklardan dünyanın en yavaş insanı olarak geçiyorum ama yine de gitmem gerekenden erken orda oluyorum.
Her sabah, memnuniyetsiz olacak bir şey bulabiliyorum çünkü yapmam gerekeni yapmıyorum.
Her şeyi yarına bırakıyorum. Önüne daha önemli, daha acil bir şey koyuyorum. Bana manevi olarak hiçbir şey katmadan beynimi yoran şeyler. Olmalılar, biliyorum. Sadece bu sıkışıklıktan nefret ediyorum. Maillerime cevap veremediğim-vermediğim haftalardan nefret ediyorum. Dünyaüstünde beni en çok heyecanlandıran kişinin bana verdiği onca şansı kullanamamaktan, onun gitmesinden nefret ediyorum.
Hiçbir şeyden nefret etmek istemiyorum, bir şeylerden nefretle bahsettiğim bir hayatın başrolünden olmak da. İstemiyorum kelimesini kullanmak istemiyorum. Evet komik oldu. Mr. Yes gibi, miss yes olmak istiyorum. Olduğum yerde saymaktan yoruldum. Bu yolun beni götürdüğü yere gitmek isteyip istemediğimi bilmeden gidiyorum bu yolda. En yanlışını yapıyorum. İnsanlara durun, benim yapacaklarım var, geri dönmeme izin verin diyemiyorum. Biri kolumdan tutmuş çekiyor, diğeri itiyor. Gidiyorum, nereye gittiğimi bilmeden ve en azından gittiğim yoldan zevk almalıyım diyorum. En azından. Ve kafam öylesine dağınık ki, hiçbirini bilmek istemiyorum. Her şey dursun ve biraz beni beklesin istiyorum. İstiyorum kelimesi kullanmaktan ve istemekten yoruluyorum. Bir şeyler dilemeden mutlu olduğumda, olmuş olurum belki diyorum. Ben ne zaman olmuş olurum diyorum. Ne zaman..
18 Kasım 2013 Pazartesi
and the cost is my soul
Kirk: What I have done, I had to do.
Sarek: But at what cost? Your ship. Your son.
Kirk: If I hadn't tried, the cost would have been my soul.
- The Search for Spock (1984)
Well this is broking my heart.
Kaydetmek istedim bir yere.
Onun böyle kırılmış olması da kalbimi kırıyor. Elimden bir şey gelmeyişi. Hiçbir şey yapmayışım..
Güzel günler hep onun olsun istiyorum, benim olmasa da olur. Onu okurken zaten her şey güzel.
O zaten her şey. Bağlanmamayı öğrenebilseydim keşke. Çünkü yine gitmesinin korkusuyla doluyum.
Gitme demek istiyorum. Sen beni bırakma. Beni sen sev.
17 Ekim 2013 Perşembe
flowers within me
Maybe, we should give water to flowers in us. Maybe, we should go out and do what the fuck ever we want. Maybe we shouldn't listen the ones who's saying that we should be prosper. Maybe we should'nt wear any clothes and keep ourself from our desires.
Maybe we shouldn't be a part of this society. We should say fuck you, fuck your rules. Becase it doesn't make sense to me and I don't wanna do it. You can't say that I should. I didn't give you that right.
And maybe, we should just let that flowers die and be a good person for our "country".
Because that's why we all are here, right?
Do you really believe that my friend? Are you really that much blind?
Do you really want to shut our voices? Off course you do.
You think that this is all. You think that your ultimate level is being a president, princibal or whatever.
You really do shut your heart's voice.
And I believe that with all my heart, you are never going to be the "one".
You are never going to be on your ultimate level because there is not ultimate level. There is no level! This is not a race. Everybody doesn't have to be prosper in your way. They are not prosper in anyway, they are happy with what they are doing. They are doing the thing that they want to do and they are just happy with that.
Everyone in here wants to hear a voice from their heart and you are keeping them from even to know that there's a voice from the heart.
I think, you are the evil in this world.
And I think this is your and our personal hell.
We are always forcing to doing things, we never listen our heart.
We are not even using our brain because you are just teaching us to not think, just do what the fuck ever you're saying.
But I won't give up. I will fight. Maybe, I and the flowers in me will die in this battle but when it all ends, I won't think that my life is mess. I will think that I didn't give up and surrender. I didn't let it get me.
Maybe we shouldn't be a part of this society. We should say fuck you, fuck your rules. Becase it doesn't make sense to me and I don't wanna do it. You can't say that I should. I didn't give you that right.
And maybe, we should just let that flowers die and be a good person for our "country".
Because that's why we all are here, right?
Do you really believe that my friend? Are you really that much blind?
Do you really want to shut our voices? Off course you do.
You think that this is all. You think that your ultimate level is being a president, princibal or whatever.
You really do shut your heart's voice.
And I believe that with all my heart, you are never going to be the "one".
You are never going to be on your ultimate level because there is not ultimate level. There is no level! This is not a race. Everybody doesn't have to be prosper in your way. They are not prosper in anyway, they are happy with what they are doing. They are doing the thing that they want to do and they are just happy with that.
Everyone in here wants to hear a voice from their heart and you are keeping them from even to know that there's a voice from the heart.
I think, you are the evil in this world.
And I think this is your and our personal hell.
We are always forcing to doing things, we never listen our heart.
We are not even using our brain because you are just teaching us to not think, just do what the fuck ever you're saying.
But I won't give up. I will fight. Maybe, I and the flowers in me will die in this battle but when it all ends, I won't think that my life is mess. I will think that I didn't give up and surrender. I didn't let it get me.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
