13 Nisan 2013 Cumartesi

Can't you see

Şu sürekli blog okuyan insanlardan olamayışımın verdiği acı..
Bloguma bile haftalarca bir şey yazmadan, hayatın telaşına kapılmış aptal mutluluklara koşarken, nasıl yapabilirim ki ?
Sadece her şey paramparça olunca buraya gelirim ben.
Attığım yorumlara da aylar sonra bakıp, uzun, önemsenmiş yorumlar görüp kötü hissederim.
Ben, sadece böyleyim ve kimseden sevmesini beklemiyorum.
Hatta istemiyorum. Üstünde "Size istediğinizi veremem, beni sevmeyin ve acı çekmeyelim." yazan bir tişörtle dolaşmam yapacağım en akıllıca şey olurdu.
Eğer biraz cesaretli olsaydım derdim ki, sizinle, evet siz ikinizle hiç tanışmamış gibi davranalım mı?
Nefret etmeyelim, kötü davranmayalım. Sadece yüzlerimizi unutup, kalplerimizden silelim ?
Ve ben yüzünüze baktığımda acı çekmeyeyim.
Ama imkansız, imkansız. Buna daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.
İçimin o taştığı günlerde nasıl normal insan davranışları sergilemeyi başarabilirim ?
Sadece.. Sadeceleri söyleyebilirim?
Söylemem çünkü korkağım. Söyleyemem çünkü seviyorum.
Söylemem çünkü bir anda ellerimi klavyeden çekip kalbimi söksem mi bir şey hissetmem, damarlarımı kessem mi diye düşünmekle meşgulüm.
Yok yahu bileklerini kesen ergenlerden de değilim, ben korkağım anlıyor musun Lucius ?
Sen de beni sevme. Sana bile istediğini veremiyorum görmüyor musun ?

Yahu ben ne demeye geldim! Önemseyen ve karşıllığını alamayan güzel insanlara üzgünüm demeye geldim.
Özür dilerim, kızmayın olur mu ?

Devil is here to stay and it was just a dream




Sonra ona diyorum ki hayır gelme, burda sadece bana ve ona yer var. Evet ona dedim, yanlış duymadın.
Buruşturup attığın şeye şimdi tanımıyormuşcasına bakman ne kadar hoşsa, o kadar hoşssun sen de işte.
Ne kadar karalarsan, o kadar varım ben de.
Biliyorum istemiyorsun. Biliyorum görünmez ellerle duvarlar çiziyorsun.
Biliyorum ben zilin çalmasıyla kapılar ardında kalan buruşuk olmalıyım ve bunu istiyorsun.
Ama zilin çalmasıyla vuruyorum ben başımı, akılsız başımı, duvarlara, kapıya, panonun köşelerine.
Buruştururken çıkardığın her hışırtıyla beynimin dağılmasını görüyorum, zevk alıyorum.
Daha fazlası için vuruyorum. Daha fazlası ve hepsi.
Peşimden koşan sahte bir çift göz. Dönüp baktığımda kahkahaya boğulan koca ağzın.
Aklım nerdeydi ? Peki ya akılsız başım ?
Senin o kişi olmadığını zaten biliyordum değil mi ?
Asla olamayacağın açık değildi benim kör gözlerimde, yalanlar söyleyen gözlerinde.
Nasıl da inanmak istemiştim o yalanlara. İnanmıştım da.
Ellerim kopana, gözlerimden kanlar akana dek yazmıştım hepsini sarı deftere.
Sanmıştım ki kara kaplı defterimin parlayan sarısı olurdun.
Güneşin en güzel parçası olup aydınlatırdın buruşturduğun her şeyi.
Sanmıştım ki sen güneş batmadan önceki kızıllıktın gökteki.
Seni içime sokup bırakmam sanmıştım. Şeytan çekip almaz sanmıştım.
Tek sorun da oydu işte. Tek sorun şeytan kalacakmış gibi görünmesiydi. O'ydu.
looks like the devil's here to stay.



Şimdi geçmişe bakıyorum ve diyorum ki, zaten anlayacağını hiç düşünmüş müydüm?
Sana her zaman anlayacağın şeyle geldim. Seveceğin şeyle.
O ben değildim. Hislerim değildi.
Sevdiğin ben miydim ? O ben değildim.
Şarkıyı dinliyorum, hissetmeyi bekliyorum.
Ne zaman erir bu kalbimi dolduran buzlar, onu bekliyorum.
Ya da kalbimin bir buz parçasına dönüşmesini diliyorum.

Bana zarar vermek istemiyorsun.
Ama kurşunun ne kadar derine girdiğine bak.
Seni paramparça ettiğimin farkında değilsin.
Kalbimizde fırtınalar kopuyor, bebek.
Sevdiklerimizden ne kadar çok nefret ediyoruz.
İkimiz de umursuyoruz, değil mi (!)

Şimdi bu anı senden çalmama izin ver.

Gideceğim yollar, gözlerindeki uzaklık.
Seninle bir arada olmaya çalışıyorum, bunu yapabilir miyim bilmiyorum.
Ama bu sadece bir hayaldi, sadece bir hayaldi.
Oh, çok fazla konuştum, hayır yeterince konuşmadım.
Seni denerken gördüğümü sandım.
Her fısıldı, her geçen saat.
Beni dizlerim üzerine düşüren kayganlık.
Seni denerken gördüğümü sandım.
Ama bu sadece bir hayaldi, sadece bir hayaldi.

But that was just a dream
Try, cry, why try?
That was just a dream
Just a dream, just a dream
Dream.


12 Nisan 2013 Cuma

way back


Merhaba sevgili dinleyenler.
Aslında benim buraya "Kitabı Mukaddes'in boş sayfalarına yazılmış isim ve tarihler kadar barizdi." hakkında yazmam gerekiyormuş.
Bazen kelimelerle ifade etmek istemiyorum kendimi. İsimler ve tarihler kadar bariz olsun işte. Çünkü yetmiyor evrenin sundukları bana. Ve ben istiyorum ki okuldan ne kadar nefret ettiğim hakkında konuşayım burda. Ne kadar saçma sabahlara ve yollara uyandığım hakkında da konuşayım. İnsanlar hakkında konuşayım, hiçbirini yanımda istemediğim insanlar.
Ama konuşmuyorum sevgili dinleyen. Çoğu zaman yaptığım gibi resimlerin benim yerime konuşmasına izin veriyorum. Belki de bu yüzden yazılı resimleri bu kadar çok seviyorum.


Ayrıca dışarısından nefret ediyorum, insanlardan nefret ediyorum, sokaklardan nefret ediyorum.
Bu şehirden nefret ediyorum.
Nefret etmek anlamını yitirirken ben hala nefret ediyorum.



Bazen kendi kafamın için de olmak o kadar yorucu ki, ağlamak istiyorum.

Yalnız ben bu cümle hakkında yazamam demiştim, ben kafamda ne varsa onu yazarım demiştim.
İçimde ne varsa, o kelimelere dökülür işte. Plan yok, rahat var.

4 Nisan 2013 Perşembe

Yani

Ne kadar dikkatli olursanız olun, hep bir şeyleri kaçırmış gibi hissedeceksiniz; sizi derinden etkileyen, tamamını tecrübe edemediğinizi söyleyen o berbat his. Dikkat kesilmeniz gereken dakikaları hızla geçmenizin yarattığı o zavallı duygu hep kalbinizde olacak.

Yani o hisse alışsanız iyi olur. Günün birinde tüm yaşamınız bu histen ibaret olacak çünkü.

Chuck Palahniuk - Görünmez Canavarlar*

2 Nisan 2013 Salı

Faith, can I take it?

Bazen şarkıları dinlediğim kişiler yani şarkıları dinlerken düşünüp onlara yakıştırdığım kişiler o kadar saçma ki, Melis'in dediği gibi aptalın biriyim.
Melis melis melis.
İdol kavramını sevmiyorum, kimse gibi olmak istemiyorum birini idol alarak da, ben benim.
Ama Melis, benden daha ben.
Olduğum ve olabileceğim her şey.
Pearl Jam'in deyişi gibi çünkü "all that I am, all I'll be... "
Nasıl canımın bu şarkıyı çekişi, bu şarkıyı isterken ölüşüm ve elimi uzatıp açamayışın gibi, elimi uzatıp sana dur diyemeyişim.
Çünkü sen o sandın, sabırla göğe baktım.
Gölgemde dinlenmeye gel, birer birer yağacak kanlı yapraklar.
Başına, akılsız başına.