16 Şubat 2013 Cumartesi

take my words and walk away

Ş'ye ve

Don't worry..'ye ithafen.

Bazen yazdıklarımız bizden, adımızdan daha büyük oluyor. Don't worry..'yi buraya yapıştırınca otomatik büyük geldi, ve gerçekten de öyle. Belki de başlıklar o yüzden büyük yazılıyordur.

I've got so much left to say but I'll take my words and walk away..

My words fall and they hit the ground.
Cause there's so much I wanna say.
I wanna say.


Ne kadar güzel söylemişsin orda " 'En iyi arkadaş' diye birşey yok aslında. Var mı? Naz bunu okumasın ama, şaka yauu. Var, Naz var:)" diye.
En yakın arkadaş var ama sonsuza kadar yok. Herkes birilerinin bir dönem en yakın arkadaşı olmadı mı ? Biz de olduk. Sonra Onur oldu, kıskançlıkla ve kötü bir anlamda söylemiyorum bunu. Sanırım hala Onur, emin değilim.
kimse sonsuza kadar kalmayacak, kimse sonsuza kadar kalma sözü vermemeli de. Bu kadar büyük ve her zaman için yalan olacak birşey söylenmemeli. Bu, adaletsizlik sadece. Ya o kişi size inanırsa ? İnanmamalı. Herkese söylemeliyim ve kimse bu yalana artık inanmamalı.

Herkes bir gün gider. Bir dizideki kızın lafıdır bu "people always leave" ve gerçekten öyle. Ama varlarken de o kadar varlar ve o kadar benliğimizin her köşesini dolduruyorlar ki bize sonsuza kadar kalacakları ilüzyonunu veriyorlar. Biz de gözlerimiz şası ve kulaklarımız tıkalı, yüzümüzdeki aptal gülümsemeyle sarılıyoruz ona. Kulağımızda çalan güzelim aşk şarkısının verdiği cesaret ve onun kollarının verdiği güven duygusu.
Peki ya o kollar omuzlarından sökülüp, uzaklaşıp giderken ne yapacağız ? Ben bunları düşünerek neden kafayı yiyorum. Her insanın gideceğini bilmek belki de kötüdür, kimsenin kulağına fısıldamamalıyım bunu belki de.
 Kimse bize neden söylemiyor önceden, herşeyin öncesinde herkesin gideceğini diye sorgulamamalıyım aslında. Ben ne yapacağımı ve neye inanacağımı nerden bilebilirim? Ben sadece 17 yaşında ve olmaması gereken olgunlukta bir kızım.
17 yaşında olmayan olgunluğum, içimdeki küçük kızın ağladığını her duyduğunda ne düşünmeli ? Kendisi daha ağlayamazken, o kızı nasıl teselli eder ?
İnsanlar, ben yüzümdeki gerçekçi gülümsemeyle o kızın önceki çığlıklarını susturmaya çalışırken, o kadar gidiyorlar ki benliğimdeki ilüzyonu ve benim benliğimi çekip götürmeye çalışıyorlar. İnsanların benliğini götüremezler belki ama benliğini çekip götürmeye çalışırken sarsılan bedenin ve o depremvari sarsıntıdan yara almayacağını zannettiğin ama en büyük zararı alan kalbin? Ya herkes bunu yaparken kalbinden parça parça çalıyorsa ve bir gün kimseye verecek sevgin kalmazsa ? Ama öyle de değil ki. O sevgiyi her zaman kalbinde buluyorsun bir başkasına vermek, onunda götürmesi ve ardından gelen büyük sarsıntı için. O kişi de mutlu gitmiyor belki, ama senden çalıp GİDİYOR. Şimdi ne saçmalıyor bu kız Allah aşkına ders çalışmak yerine ? Sadece, büyüyoruz Şehla ve büyüdükçe o kadar anlıyoruz ki. Seneye nerde ve kaç parça olacağımızı tahmin etmemiz imkansız. Hadi bu günün ilüzyonuna inanıp mutlu olalım. Elimizden en fazla bu gelebilir çünkü. Neyse ki mutluymuş gibi davranmak yok değil ama çoğu zaman kalbin kırıkken kendini saniyeler boyu mutlu hissedebilirsin. Anın tadı da burda. Hadi anı yaşayalım. Ne geçmiş, ne gelecek.

Ama bitirmeden önce sormak istiyorum o evden ayrılırken merdivenlere son kez sarıldın mı ? Sarılmadıysan ve hala yapabiliyorsan bunu, git yap. Onlar seni asla terketmez, seni terk etmeyen tek şey kalbi olmayan şeylerdir belki de. Eminim o korkuluk, merdiven asla kalkıp gitmeyecekti. Kalkıp giden sadece ama sadece insanlar olacaktı. Çünkü people always leave. Peki giderken ne söyledin ona ? Dönüp baktın mı ?

Sadece bir kaç noktaya parmak basmak istedim, eleştiri içermeyen bir yazıdır :)

Such a lovely face.

Tahir yine Tahir, bence.


Bu  yazı, sevgili arkadaşımın bu yazısına cevap olarak yazılmıştır. Tabi kii önce yorum olarak yazıyordum ama bazı şeyler var ki, ben onlara yorum yaparken kendimi kaybediyorum ve yorum olmaktan çıkıp başlı başına konusu olan bir yazı haline gelebiliyor. İşte o "şey"ler ,konular,  ne kadar güzel şeyler öyle.
Ama önce o yazıyı okumanızı tavsiye ederim çünkü bir çok alıntı yaptım, anlamanız için önce buraya alalım sizi.

"Babe, ben merkezcilik için "İster istemez sahibiz bu duyguya ve yaşam için de bu gerekli." demişsin ya, neden yaşam için de bu gerekli ? Yani "Bence gerekli değil, neden öyle düşünüyorsun" değil demek istediğim. Ben emin değilim öyle olup olmadığına, gerekçelerinle beni ikna eder misin anlamında.

Bu yazıyla senden ayrıldığım bir konu da var ki "Ben ona değer veriyorsam, o da bana değer versin. Anca böyle mutlu olmaz mı insan zaten? Kim ona değer vermeyen birini ciddi anlamda 'çok' sevebilir ki? "
Değer vermekle yani karşıdakinin değer vermesiyle sevme diye birşey var tamam haklısın.
Ama karşıdaki değer vermeden sevme diye birşey de var. Bana yok diyemezsin çünkü var. Yoksa zaten neden insanlar üzülsün? Neden karşılıksız sevgi, platonik gibi şeyler olsun. Karşıdaki sevmeyebilir ama bu senin sevmemen için bir engel değil. Bunlar mantıksız diyorsun evet mantıklı ama sevmekte mantıklı değil ki. Sevmek için illa ki bir sebebe sahip olman gerekmiyor. Sadece sevebilirsin. İnsanlık olarak, kişilik olarak, huy olarak nefret ettiğin bir insanı sevebilirsin ve bu nefret ettiğin şeyleri o yaptığı zaman sana çok tatlı gelebilir. Sevmek aslında dünyadaki en garip şey ve en mantıksız şey. "zaten neden olsun ki böyle bir şey? Ne mantıkla?" Sevginin mantıklı birşey olduğunu kim söyleyebilir ? Severken mutlu oluyorsun sadece bu.
Karşılıklı olursa da ÇOK mutlu oluyorsun. 

Aynen şurda söylediğin gibi
"Birisini severiz. Bir arkadaşımızı severiz. Neden severiz onu? Onunla hoş vakit geçirdiğimiz için, bizi mutlu ettiği için. İşte, 'BİZ'i mutlu ettiği için. "
Birisini severiz, BİZi mutlu ettiği için severiz.
Ama onu sevmek bizi mutlu eder bence. Çünkü sevmediğimiz biri bizi mutlu edecek birşey yapsa, diğeriyle mutlu olduğumuz kadar mutlu olur muyuz ?
Aşık olmadığın biri sana çiçek aldı diyelim. Mutlu oldun evet.
Aşık olduğun biri sana çicek aldı ? Aynı mutluluk mu ? Ama alınan şey aynı. 
Sadece sen o kişiyi seviyorsun, diğerini değil.

Bazen karşılıklı olmasına gerek bile yok. Çünkü sevmek seni o kadar mutlu ediyor ki, karşındakinin seni sevmemesinin verdiği acıdan bile mutlu olabiliyorsun. Onunla ilgili herşeyden mutlu olabilirsun. Eli kaldırıp saçını düzeltmesinden, yürümesine kadar herşeyinden mutlu olabiliyorken sana verdiği acıdan neden mutlu olamayasın ? 

Hatta aşkım bana mı öyle geliyor bir tek, yoksa yazının başındaki şiir bile senin söylediğini değil de benim demek istediğimi mi anlatıyor şu dizeler dökülürken:

Seversin dünyayı doludizgin 
ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istemezsin dünyadan 
ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık 
yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? 


Zühre onu sevmeseydi artık, Tahir ne kaybeder ki Tahirliğinden ? 
Tahirin ne zaman bir Zühre'ye ihtiyacı oldu, Zühre'sini severken ?
Sevdiği zaten onun Zühre'si değil miydi, Zühre'yi severken ?
Tahir kendi sevmediği mi Zühre'yi ki Zühre ayrılırken kaybetsin birşey Tahirliğinden ?
Tahir'in ne zaman ihtiyacı oldu ki elmaya, ölsün karşılıksız sevgisinden ?
Tahir Zühreyi Zühreyle mi sevdi ? 
Zühresizken neden sevdi o zaman ?
Belki "sevgi" Tahir'i değiştirir ama Zühre asla.

Ayrıca toplumlarda sevgi öyle bir hal aldı ki, içler acısı. Öyle olmamasını dilerdim. Herşey için kullanılan bir kavram olmamalıydı sevgi. Zaten benim bahsettiğim şey de sizin - toplumun sevgisi değil. Zira o bir duygu değil - artık. Benim bahsettiğim Helene biliyor. Ve değerini de.

Şimdi yazarken aslında bana çok öznel geldi söylediklerim. Sen bana katılmayacak olabilirsin hatta direk katılmacaksın

But this is how I see the deal."

15 Şubat 2013 Cuma

Different

Different

Bir hikayeye başlayacağımdan bahsetmiştim. İlk bölümle burdayım. Hadi bakalım.

Sountrack - Bu adamın çok özel olduğuna inanıyorum. Sizde hissetmiyor musunuz dinlerken ?

Derece : NC-17. (17 yaşın altındakiler için uygun değildir.)
Özet : Kimse farkında değildir ancak o gece 7 gencin hayatı sonsuza dek değişecektir.
Karakterler: Harry Styles, Louis Tomlinson, Perrie Edwards, Stanley Lucas, Niall Horan, Zayn Malik, Liam Payne.
Çiftler: Harry Styles/Louis Tomlinson, Louis Tomlinson/Stanley Lucas
Kelime Sayısı : 804



1. bölüm - Beginning of the End





Gece soğuktu.
Özellikle tek başınıza çatıda dikiyorsanız, daha da soğuk.
Stan'a son günlerde birşey oldu. Evet herkes için son gün, büyük karar açıklanacak ve hepimiz heyecanlıyız ama Stan'de farklı birşeyler var. Neredeyse bir aydır, eskisi gibi değiliz ama bu hafta tamamen kafayı yedi. Konuşmaya çalışmak bile bir işkence.
Ama gece sessiz, soğuk kollarıyla Louis'yi sarıyor ve yalnız olmadığını hissettiriyordu.
Derken huzurlu sessizliği bölündü.
-Hey, sen de mi uyuyamadın ?
Bu çocuğu görmüştüm, yeşil gözlü ve bebek yüzlüydü. Adı neydii, hadi hatırlayabilirim.. Henry mi ? neyse..
-Aslında odadan kaçtım, herkes çıldırmış durumda.
-Bizim oda da aynı.. Bu arada ben Harry.
ve elini uzattı. Tanrım, çocuk uzun! Ona döndü ve başını kaldırıp gülümsedi.
-Louis.
-Üşüyorsun dostum, finallere kalmadan önce hastalanıp sesini kaybetmek mi istersen, al şunu.
dedi ve hırkasını çıkarıp verdi. Baştan çıkarıcı bir dolce gabbana kokusu Lou'nun etrafını sardı, farkında olmadan derin bir nefes verdi, birşey söylemeden aldı.
-İyi geceler, Louis.
Ve gitti.
Bu sefer gecenin soğuk kollarına değil, onun guzel kokusuna sarıldı. Kimdi bu cocuk?
Huzur verici bir kokuydu. Bunun ne kokusu olduğunu daha sonra anlayacaktı..


-


Lou onu daha önce bir kaç kere görmüştü, genelde Niall'la takılır ve ortalıkla çırılçıplak dolaşırdı. Kıvırcık saçları her zaman dağınık ve seksiydi. Ondan etkilenmemek mümkün değildi ama Lou bunun farkında değildi.
Telefonunun bzzlamasıyla düşüncelerinden uyandı. 
Stan - Nerdesin?
Sinirle odayı birbirin katmayı bırakıp yokluğumu farketmiş demek.. Hey, saçmalama. O her zaman senin yanındaydı ve şimdi senin sıran. Sadece, eskisi gibi değil artık.. Ondan milyonlarca kilometre uzaklaşmış hissediyorum. Artık birbirimize katlanamadığımızı hissediyorum.
Geldiğinde odanın kapısı kapalıydı ve hiç ses yoktu. Yavaşça kolu çevirdi. Leş gibi içki kokusu burnuna gelen ilk şey oldu. Yine mi ? Çok sık içki içiyordu ve Louis bundan bıkmıştı.
Başını kaldırıp uzun süre Lou'nun gözlerinin içine baktı.
-Özür dilerim, bebeğim. Çok stresliyim..
Kalkıp kollarını ona doladı, sarıldılar. Belki 10-15 dk.. 
Lou'nin aklı hala karanlık düşünlerle doluydu. Eski günlerimizi hatırlıyorum. Çok mutluyduk. Nerde benim sevgilim Stan ?
Yoktu artık.. Yarın, seçimlerden önce onunla konuşacaktı, bitirecek miydi ? Bilmiyordu.


Gece sarılıp, konuşmadan yattılar. Huzursuz bir geceydi, herkesin geleceğine yön verecek karara çok yakınlardı ve uyku yakınlarda değildi.


-


Harry hala çatıda dikiliyor, düşünüyordu. 
Onu daha önce hiç yalnız ve düşünceli -belki de hüzünlü görmemiştim. Her zaman o Stan denen çocukla kahkahalar atarak oradan oraya koştururdu..
Harry onun yaşam enerjisine aşıktı. Kahkasını duymaya ve buz mavisi gözlerinin neşeyle parlamasını görmeye.
Onu ilk gördüğünde, böyle olacağını tahmin edememişti, ondan başkasını gözünün görmeyeceğini.
Sevgilisinden ayrılalı 3 ay olmuştu. Şimdi ona dair anılarından eser yoktu ve son bir haftadır her yerde Louis'i görüyordu. Onu hep gördüğü çocukla konuşmaya çalışmıştı 3 gün önce. Louis'in adını ve hakkındaki bir kaç şeyi öğrenmişti, ama Stan'in üstüne atlayacağını tahmin etmemişti. Stan onu öpmeye çalışmış, Harry can havliyle onu üstünden atmış ve toz olmuştu. Sonraki günlerde onu gördüğü yerde ortamdan sıvışmayı da alışkanlık haline getirmişti. Stan'in düşmanca bakışlarını yakalıyor, ondan çekiniyordu.
Tanrım bu çocuk nasıl bu psikopattı ? Louis gibi biri onunla neden takılıyordu ?
Ama hava çok soğuktu ve Harry artık düşünmekten yorulmuştu. Hırkasını dayanamayıp Louis'e verdiği için donuyordu.
Louis.. Geniş gülümsemesini yüzünü kapladı ve gamzelerini ortaya çıkardı. Gecenin karanlığında onu izleyen sinsi gözlerin farkında değildi.

-



Perrie, onu 3 ay önce terk eden ama hala deliler gibi sevdiği sevgilisini izliyordu, çatının öbür ucundan. İlişkilerini başından beri gizli tutmuşlardı ama Harry her zaman ona sevildiğini hissettirmişti, Perrie bir gün onu terkedeceğini, yüzüstü bırakacağını asla düşünmemişti. Bunu Harry de yapmak istemezdi ama erkeklerden hoşlandığını kendine itiraf ettiğinde, dünyasının da altüst olacağını kabul etmişti. Perrie bilmediği şey buydu. Asla farkına varacak kadar dikkatli olmamıştı, Harry'i asla tam olarak anlamamıştı. Şimdi, intikam için geliyordu. Bunu Harry'nin yanına bırakmayacaktı. 
4 gün önce yaşananlar aklına geldi, bütün herşey buna bağlıydı..

-..işte böyle Stan, ayrıldık, beni bıraktı.
-Sana bunu nasıl yapar ? Bunun hesabını verecek!
-Yardım et bana Stan, ne yapacağız ?
-Tamam, hadi birşeyler düşünelim. Senin için herşeyi yaparım Per biliyorsun, beraber verdiğimiz onca savaşı unuttun mu ?

Onların eski ve köklü bir hikayeleri, geçmişleri vardı.. Okula yeni gelen garip çocuk ve okuldaki kaçık, her zaman üstü başı yırtık-kir içinde okula gelen kızın hikayesiydi bu. 
İkisi de gittikleri yere uyum sağlayamayan, yalnız çocuklardı. Stan, Perrie orda olduğu için çok şanslıydı. Perrie 7. sınıfta onu okulun zorbalarının elinden kurtarmış, onlara güzel bir ders vermişti. Ondan sonra okulda kimse onlarla uğraşmaz olmuş, kendi hallerine bırakmışlardı. 


Stan, uzun zamandır Harry'nin erkeklerden hoşlandığından şüpheleniyordu, belki de ilk başta onunla ilgilenmiş ama sevgilisi olduğunda vazgeçtiği için, onu uzun bir süre takip etmesine bağlıydı bu tahmin. Çünkü, Stan bunun doğru olduğunu biliyordu. O gece Perrie'yi öyle gördükten sonra bu işin üstüne gidip, Harry'nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmaya karar verdi. Bunun yanında, kendi ilişkisinin sallandığını biliyor ve kurtarmak için ne yapacağını bilmiyordu. Delirmek üzereydi! Şu sonuçlar açıklansın istiyordu, omuzundaki yük biraz olsun hafiflerdi.

Herkes için huzursuz ve boş gözlerle tavanın izlendiği bir geceden sonra günün ilk ışıklarıyla, gençler lanetler savurarak gözlerini açıyor, sürünerek yataktan çıkıyorlardı.


-










12 Şubat 2013 Salı

Mim severim demiştim.

Yine bir mim gördüm, kaptım geldim. Bu sabah okulda bu mimini okuyup çok sevmiştim, Alchemist'ten aldım. :)

Helene bebeğim senden de yapmanı bekliyorum bunu, talep ediyoruum :D


  • Siyah ve beyaz dışında sadece tek bir renk görebilecek olsaydın hangi rengi seçerdin ?
Böyle pudra tonlarından mor yada mavi olabilir. Bugün giydiğim tişörtün rengi diyeceğim ama sadece Helene anlayacak :)
  • Görmek istediğiniz 3 ülke ve neden ?
Aslında öyle karar verdiğim, çok sevdiğim 3 ülke yok.

İngiltere çünkü Larry yani, direk Larry :)
Amerika, çok hayal ettiğim birşey olduğundan değil ama gezmek isteyebilirim.
Finlandiya diyelim buna da, seviyorum..
Aslında açık olalım ben bu 3 ülkeye de gidip, Türkiye'ye gelmeyen, gelmeyecek grupların konserine gider dönerim galiba.

  •  Fandom'una dahil olduğunuz diziler, kitaplar, anime-mangalar, filmler vs ?
Çok uzun, ÇOK uzun cevabı olan bir soru ama ilk akla gelenlerden sayalım. One Direction- Larry ve Ziam, Supernatural Wincest ve Dastiel, Harry Potter'dan bir sürü var Dramione, Drarry, Snape/Herm, Lucius/Herm, Sherlock'tan doktor ve Sherlock tabi kiii, Tokio Hotel grubunun fandomuna dahildim çok uzun bir süre, Glee var çok ilgilenmekle birlikte Kurt/Blaine, Shameless Ian/Mick, Teen Wolf -Sterek.
  • Para sorun olmasaydı şu an nerede, ne yapıyor olurdunuz?
Geziyor, araştırıyor, öğreniyor olurdum ama para sorunu varken de bunların bir kısmını yapabildiğime inanıyorum. Benim için bir sorun değil zaten kağıt parçası. Kağıt parçalarına ihtiyacımız yok.
  •  Hangi tür müzikleri dinlersiniz ve sizin için özel bir yeri olan bir müzik parçası var mı ?
Tek bir tür söylemem çünkü çoğu kişi gibi ben de beğendiğim müziği dinlerim. Özel yeri olan parçalar da çok ve sürekli değişiyor ama böyle bir soru da aklıma gelen ilk parça şuan sürekli dinlediğim bu ve kalıcı olan, hep aklımda özel olarak kalan budur.
  • Eğlenmek için neler yaparsın ?
Okurum, dinlerim, tumblra girer giflere bakarım.. Gerçi bunları mutlu olmak için yapıyorum. Eğlenmek için birşey yapıyorum diyemem.
  • Evin yanıyor. Kurtaracağın ilk 3 şey ?
Bilgisayarım, cüzdanım ve hmm en önemli kitaplarımdan alabildiğim kadarı.
  • Hayatım da 'dönüm noktası' dediğin bir an var mı? Varsa seni nasıl etkiledi ?
Sevgili Alchemist'e katılmadan edemiyorum : "Çok küçüğüz be balım böyle 'dönüm noktaları' falan için :) Takmayın bunları kafanıza. "
  • Favori kitapların ?
Tabi ki var ama ben daha benim için "o" kitap olacak kitabı bulamadım. Sadece güzel kitaplar okudum. Harry Potter Serisi, Vampir Akademisi Serisi ilk aklıma gelen. 
  • En yakın arkadaş/larının nasıl insanlar olmasını isterdin ? 
Öncelikle insan olarak dürüst ve adaletli olması gerekir çünkü geri kalan insan grubundan nasıl tiksindiğim tarif edilemez. Mümkünse bin tane farklı yüzü olmasın, tek bir yüzle çıksın karşıma. Karşımdakinin ne olduğunu bilmeliyim. Yalandan bu kadar da nefret edilmez canım ben napıyorum ya. Ben hiç söylemiyor muyum, evet söylüyorum ama kendimden nefret de ediyorum bu yüzden. Beni çok sevsin tabii, yeterince gösterebilsin de bunu. Ama en önemlisi, beni anlasın. Yani, birşey söylerken aslında ne hissettiğimi, ne söylemek istediğimi benden iyi biliyorsa.. 
Birini tarif eder gibi hissettim yazarken, bunu hissedebilmem dünyadaki en güzel şey değil mi ?

9 Şubat 2013 Cumartesi

This Time

Bir mim gördüm ortalarda dolaşan, yapmak istedim. Anket tarzı şeyleri seviyorum. Öyle işte.


1. Hayatınızda mucize olarak değerlendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza ?
- Hayır.


2. Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?

- Büyük riskler aldığımı sanmyorum. Ve bu üzücü, değil mi ?

3. Almayı düşünüp de alamadığınız neler var?
- pas.


4 .Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (asla beyaz giymem vs.)
- Çok fosforlu renkleri, abartıları, fazla açık şeyleri giymem.


5. Nefret ettiğiniz huylar ya da insanlar ?
- Çok takıntılı bir insanım aslında. Ağzını şapırdatanlar, derste fısır fısır konuştuğunu zannedip deli gibi gürültü çıkaran kalın sesliler kısaca sessizlikte rahatsız edici sesler çıkaran herkes.

Yalancılar, ikiyüzlüler, utanmazlar....
Bu liste bitmez ki. Sevdiğim insan neden az diye soruyorsunuz bir de, siz cevap verin bana.

6. Sizi en net tanımlayan kelime hangisi ?
-Kapalı (kutu)

Birine kendimi açmam o kadar zor ve uzun sürüyor ki.

7. Hayata yeniden gelme şansınız olsa hangi ülkede doğmak isterdiniz?
- İngiltere olsa güzel olurdu inkar edemem ama yine de ülkem güzeldir.


8. Tek başına insan keyif almak için neler yapabilir?
- Müzik dinleyebilir.


9. Nikah masasında evleneceğiniz kişiden hayır cevabı alsanız?
- O artık ölü bir insan.


10. Ölümden sonra olan hayata inanıyor musunuz?
- Evet.


11. Sizi yazmaktan soğutan olaylar?
- Daha iyilerini görüp kıyasladığım zaman çok soğuyorum.


12. Kendinize robot bir sevgili yapsanız, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?

- Zeki olsun ki anlasın beni. Aptal insanlara katlanamadığım bir gerçek.

13. İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar ?
- İkisi de.


14. Aklınıza gelen ilk ingilizce kelime hangisi?
- Run.


15. Bir kitap yazsanız adı ne olurdu?
- İnsanlar.


16. Blogger olmasa şuan gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?
-Başka bir sitede, forumda falan heralde.


17. Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın ?
- Ne yapayım ? Baştan vazgeçerim hiç uğraşmam.


18. İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?

- misskaulitz, hatırladığım kadarıyla.

Yapmak isteyen herkes yapsın, yorum olarak da yazarlarsa yaptıklarını bakarım elbette. :)