26 Ekim 2023 Perşembe

all out

 I get it now. I get it so much better now.

I feel so sad. So fucking sad. I feel rotten and sad beyond explanation.

I feel lonely. I feel so alone. Of course I needed it for this.

Of course I was such an addict. Just one and I was whole again.

Just one and it didn't feel this pain splitting me open in half.

Just one and I was a carefree cloud, just a cloud ascending to sky.

And she got it, she just knew. She didn't blame me for abusing.

She got why I got into this, hell, we got into this together.

She knew it all along. She knew me all along.

And it broke me. That she knew me and still talked shit behind my back.

That was years ago but guess what, it still hurts like a bitch.

Maybe that's my huge ego bruised but what can you do? I don't get hurt and just forget.

I have never done anything behind anyones back. Never. Ever.

So of course it hurts like fucking hell when I hear my besties think that.

But that's okay. I know me. 

I know this world will never break me. Not like that.

I am already broken in a lot of sense but not like that.

I was never evil, I don't have it in me. 

That's good, at least.

I'll just feel broken and direct all the misery to myself.

Never to anyone. Maybe that's where I'm wrong.

I've read yesterday "You'll never protect your heart by hiding it" 

Well, what am I supposed to do? 

I've been avoiding all this sorrow and hurt for years now.

Of course it's gonna come at me at once when I drop my protective gear.

It's time to grow up now, ha?

Truth be told, I never wanted that. 

I just need that.

To be a human being. To survive.

So we are going in. We are diving in.

There is nowhere to go, nowhere to run now.

It's time to show my true colors. I just hope it's not all green.

That glorious green I love so bad.

And I'm not saying I'll leave it be because that's not very realistic.

I am just saying that it doesn't work for me at this rate, right fucking now.

Better yet, I haven't done in whole 5 days.

Maybe that sounds small but it is huge for me.

I will acknowledge that. Especially when I have it so close to me.

SO FUCKING CLOSE.

And I still fucking reach for it. It's an old habit.

It being there for me when I reach. Oh, and I reached so many times.

I should've had my fill till now. But that's not how it works, is it?

It's never going to be my fill. Because it's not the real deal.

I am. I am the real day.

Well, here I am. In all the sober glory.

hello there. good to see you, I guess.

we'll be together now. There is no other way left for us.

Oh believe me, I have tried. I have tried to never make this meeting with you.

And I am so good it, you know? I can keep it by my side, have it all day everyday.

And nobody fucking suspects a thing! Okay, okay, let's be fair.

There was some suspicion. But nothing really serious that can make me leave you.

I had to leave you on my own accord. Just like that. Cold turkey.

I always knew it. I always knew I can't have you just a little bit.

I was always all in or all out.

So, for the time being, it's all out.

The answer is all out.

But darling, you are my secret lover.

I'll be back for you sometime.

Not like this, oh god, never like this.

Because when I'm hooked, you're my god.

But we'll meet again. I'm sure of that.

Let's see what they have in store for us first.

I gotta do this first.



13 Eylül 2021 Pazartesi

are you happy?



 Geldi! Kurtarıcım geldi! Sadece bana öyle değillermiş, bak o da söyledi sınıfların nasıl durmadığını, konuştuğunu, çıldırdığını. Ben de sanıyorum ki bütün derslerde ip gibi duruyorlar, ben başaramıyorum onları ip gibi dizmeyi. Hala kararsızım gerçi, yapabilir miyim bunu, yapamaz mıyım? 

Her hafta işler artacak gibi geliyor ki kesinlikle artacak. Hepsine zaten zar zor yetişirken. Bu kadar yorucu bir iş olduktan sonra eve erken gelmemin manası nedir ki? Zaten akşama kadar günü sindirmeye çalışıp, yorgunluğu atmaya çalışıyorum, sonra da yatıyorum. Ne anladım bu işten?

Havalar da soğudu artık oh be dedik, bugün kusacaktım sıcaktan. Evet, sıcak midemi bulandırıyor, kusma hissi uyandırıyor. Psikolojik değil hayır, biyolojik tepkisi bu vücudumun. 

Blog yazan kaldı mı heyt be, bir an durdum da napıyorum diye. İlk başladığımda blog yazmaya buralar gene böyleydi işte, yazan vardı olmasına ama az ve öz bir kitle. Hoşuma gidiyordu bu kalabalıklar içindeki yalnızlık. Şimdi de bu koskocaman alemde yalnız gibi hissediyorum ve nefes alıyorum.

Bütün akşam içimde bir sıkıntı vardı. Ne yapacağımı bilmediğim bir sıkıntı. Boş boş oturup dizi izlemek, oraya buraya bakmak istedim ama kusacak gibi oldum gene. Sonra anladım ilacımdan dolayı olduğunu. Rahatladım o zaman. Garip bir ilaç gerçekten. İyi mi yapıyorum kullanarak yoksa çalışmak için kendimi hapis mi ediyorum acaba?

Tam o sırada dinlediğim şarkı "are you happy?" der ve kalırım.

Are you happy? 

No.

Hayatımı bunu yaparak geçirmeyeceğim, bunu çok iyi biliyorum. Şimdiden bağlandığım yanları var evet ama bu ben değilim. Yıllarımı harcayacağım şey bu değil. 

Ama bu sosyal ortamını da özlerim sanırım, gün gelir yapmam gereken şeyi yaparsam. Yaparken.

O çok daha yalnız bir iş, çok daha içinde yaşadığın. 

Çalışmak da hiç hoş bir şey değil ki ya, bu iş beni direkt çalışma fikrinden soğuttu. Bu işi yaptığım için mi böyle hissediyorum yoksa çalışmak gerçekten ne olursa olsun hoşuma gitmeyecek bir şey mi, merak ediyorum.  

Aşkım psikologum ne zaman döneceksin, onu da merak ediyorum. Yokluğunda içimi bloga dökmeye başladım başka outlet bulamayınca. Ya şu konu da az canımı sıkmıyor. 

Was she really someone who should've been removed for me to move on? Really?

Because for the past year, I thought she would never be removed. She would stick with me. Oh what a delusional girl you are, my dear. 



11 Eylül 2021 Cumartesi

benden ne olur?

Secret Window Johnny Depp

 Yazmayı seviyorum. Bu kadar az yazmama rağmen, belki de yazdıklarımdan korkmama rağmen yazmayı çok seviyorum. Geceleri de seviyorum. Karanlıkta odanın bir köşesinde zihnimden geçenlerin harf harf dökülmesi kalbimi kocaman yapıyor. Bütün gün çıldırdım bu lanet semtin gürültüsünden ama şuan futbol taraftarlarının aşırıya kaçan kutlamaları bile beni aldığım bu zevkten mahrum edemiyor. 

Gerçi bu kadar az yazmam çok mantıklı çünkü kalbimi kocaman yapan her şey beni korkutuyor. Okulda bir öğrenci beni görünce hocam sizin dersiniz mi dedi. Evet deyince arkadaşlarına koşup x hocanın dersiymiş diye zıpladı ve alkış yaptı. Çok korktum. Çok mutlu oldum. Yoğun hisler de beni korkutuyor. Belki de hissetmek beni korkutuyor. Nötr bir pozisyonda kalmak konforlu geliyor demek ki. Neden gelmesin ki? Ah nerdesin canım psikologum, seni çok özledim. Nolur dön artık seyahatten. Sana çok ihtiyacım var.

Yazar olacak mıyız çocuklar ya? Beni tanıyan, ama gerçekten tanıyan herkesin ortak bir kanısıdır bu. Yazar olacakmışım. Ben de bir terapi seansımda gözlerimi kapatıp gelecekte kendimi hayal ederken ormanın ortasında bir kabinde bir yazar olarak görüyorum, yalan değil. Şu Johnny Depp'in filmi var ya, tam o estetik işte. Sıcacık, bohem bir ev. Antikalarla ve eski ordan burdan topladığım eşyalarla dolu. 

Ben de sabahlığımda rahat koltuğuma oturmuş tıkır tıkır yazıyorum. Evet, bu. Yaptığım iş ise bütün gün bir sahnede seyirciyi kontrol altında tutmak için debelenerek bir şeyler anlatmak. Konuşmak, konuşmak ve konuşmak. Bu kadar kendime ters bir mesleğin bölümünü okurken aklım nerdeydi inanın bilmiyorum. Sorun da bu ya. O yaşta aklım nerde olacak.... 

Gerçi başından beri tutkum olan şeyi okumak için girdim o bölüme, o bölümü okurken tutkunu olduğum şeyi de ikinci dal olarak okurum diye. Yaptım da. Yapmadım değil. Gurur duyuyorum kendimle. İmkansızlıklar içinde başardım dilediğim şeyi okumayı. Sadece arzuladığım mesleği yapmanın elit bir kesime hitap ettiğini bilemedim. O bölümü okumakla olmadı çünkü, yüksek lisansını da yapmalıydım. 45 tane eğitim de almalıydım. Ondan sonra nasıl olacaksa danışan profili oluşturup işimi de kurmalıydım. Bunların hepsi de bende ve ailemde olmayan bir parayı işaret ediyor tabii. Bir geyik dönüyor ya malum siyaset meydanı olan sitede, her şeyin suçlusu malum kişidir diye. Hah, benim işimi yapamamamın sebebi de Voldemorttur valla. Onu suçluyorum. İmkansızlıklar içindeysem sebebi ve kaynağı bellidir. 

Çıkış yolunu bulduğumu düşünmüştüm. Bu iş her şey için çok iyi olacaktı çünkü ailem üzerindeki maddi yükümü kaldıracaktı öncelikle. Sonra bana tecrübe kazandıracaktı, hem hayat tecrübesi hem de özgeçmişimde görünecek bir tecrübe. İyi de bir referans olacaktı. Sadece her şeyi yetişmeye gücüm var mı bilmiyorum. Aslında biliyorum, gücüm var. Yetişirim, sorumluluklarımı yerine getiririm, ne kadar zor olsa da ne kadar yorulsam da bunu yaparım. Ama en önemlisi dersteki performans. En önemlisi dersi dinletebilmek. Ve bunda çok zorlanıyorum. Ben de sıkılıyorum çocuklar da. Nasıl sınıf düzenini sağlarım, nasıl disiplinli olurum bilmiyorum. Onları seviyorum, onların da beni sevmesini istiyorum. Sevgi açlığından mı böyle oluyor? Ama onlara kötü davranamam disiplin adı altında. Peki nasıl bana saygı duymalarını ve dersi dikkatle dinlemelerini sağlarım? Notla da tehdit etmek istemiyorum, ya da ödevlerle ama ettim bile. İstemediğim biri olmak zorunda kalıyorum. Kontrol sağlamak için. Benden bekleneni yerine getirmek için. Belki de ben oyun arkadaşı olabilirim, öğretmenleri değil. Bilmiyorum, ah hiç bilmiyorum. Benden ne olur?



düzlük nerede?

 Çalışmak ne zor şeymiş. 2 yıldır keyfime baktığım için mi böyle geliyor, yoksa herkes için bu kadar zor ve yorucu da herkes bunu kabullenip alışıyor mu bilemiyorum.

Kendimi yetersiz hissediyorum. Elimden gelen her şeyi yapıyorum. Sahne insanı olmadığımı her zaman biliyordum. Bu mesleği yapmamak için zaten tam 2 yıl direndim. Gene de kendimi burda buldum.

Ve gerçekten yapmaya çalışıyorum. Hala çalışıyorum, bırakmış değilim. Ama gelecek günler beni korkutuyor. Bu koskocaman sorumluluk beni korkutuyor. 

Elimden gelenden fazlası verebilir miyim? Zaten yapabildiklerime bakıp şaşırıyorum, nasıl bunları yapıyorum diye ama yetmiyor. Hep daha fazlası gerekiyor. 

Şimdiden maaşımla planlarımı yaptım bile. Ama bu planları gerçekleştirmenin karşısındaki bedel öyle ağır ki. Babama beni bunca yıl çalıştırmadığı için en içten teşekkürlerimi sunmayı da ihmal etmedim. 

Hayat çok ağır ve acımasız. İnsanlar size bir şey vermeden istiyor ve istiyor.

Yorgunum. Hiçbir şey yapacak halim ve kafam kalmadı. Hafta sonu ne yapacağımı şaşırdım. Çalışmıyorken yorgunluktan herhangi bir şey yapabilen var mı? 

Yaratıldığım şeyin peşinden gitmek istiyorum. Tek amacım bu. Hayat amacım bu.

Eğer o bu değilse, burda bu eziyeti neden çekiyorum?

Ve hocalarıma öyle alıştım ki. Hepsi çiçek gibi insanlar. Onları bırakıp gitmek istemiyorum. Ama çocukları bırakıp gitmek çok istiyorum. Belki büyük çocuklarımı değil ama, ufacık çocuklar beni öylesine korkutuyor ki. Bu sorumluluk omuzlarımı çökertiyor. Nefesimi kesiyor. Aklımı alıyor.

Ne yapmalıyım? Bu işin içinden nasıl sıyrılabilirim? Sıyrılmalı mıyım yoksa dayanmalı mıyım? Beni endişelendiren kısım, dayansam ve çabalasam bile düzlüğe çıkamama ihtimali. Düzlük neresi? Orda olmalı mıyım? Hayatın neresindeyim?

Yoğunluktan düşünmeye pek fırsatım olmuyor ama bu zor zamanımda beni yalnız bırakmasını beklemediğim ve öylece bırakan insanlara da teşekkürlerimi sunuyorum. Bana gösterdikleri gerçekler için. 

Sandığım kadar size ihtiyacım yokmuş. Hiç olmamış. Hala da yok. Kendi isteğinizle yanımda olursunuz ya da olmazsınız. Seçim sizin. Ben de sizi ona göre bir yere koyarım. İşte bu kadar basit. :)

7 Şubat 2021 Pazar

To live and to my tribe in the jungle


 I come to you my savior, I come to you. In the dead of the night or in the brisk of the morning after a dreadful night. After I hit my head and say I am sick of you to my thought world while harshly caressing when I wanted to smash it to the wall. Then I move my head the giant word "void" I wrote to my wall many years ago. I wrote sonnets to my walls and write here to keep me sane in the past a lot. There was a calling to me to come here once again. I don't understand why I am so stubborn to give into what my soul aches for. I think about it all the time and all the things I throw myself to pass time feels like a dream. Nothing feels real or satisfying as I delay to live. I delay living, I delay the answer to my crying soul. I want to heal without seeing myself exposed with all my wounds. 

I thought I moved from this one. But again, how dare I forget it's a not as cut clear as I wish it to be. There is no being done with it and never visiting it again. The wounds will bleed and be forgotten again again.

One must bear the weight and choose to live in it again and again. 

Am lazy as one said? One whom I deeply care for and feel I disappoint them again and again every damn day.

Am I projecting my mum to her, dare I ask? Does she know, ruefully I wonder.

How long since I sparked joy with anything I had? How long since I feel enough for anything to dare and claim it for my own?

I claim it now. What belongs to me, simply comes to me.

I dare to be myself and nothing further.

I believe in the woman I am the fragile nature she always had. 

Life is hard to bare with fragile soul, one might say.

But isn't higher than anything else when I am fragile with whatever I care to connect.

Connection oh how I dearly ache for one. Then not one but many, many more.

In therapy I said I vision a crowd with many flavors as there could be. I ache to connect with not one but all the flavors a clan, a tribe can dare to have.

I wanna taste a jungle with my tongue and bare hands. I wanna rub my cheeks and sniff the rich aroma to take it to my heart.

I am here to live in a jungle with my tribe and I shall be the woman I am. 

I shall be the woman who lives.


15 Şubat 2020 Cumartesi

alice in wonderland

Bildergebnis für alice in wonderland lsd


Sanırım anlıyorum artık sanat yapma mekanizmasını, sanatçı olmayı.
Sanıyorum ki sanatçılardır ki kendini bulanlar, potansiyelini fark edip onu çalışan, öğrenen ve daha sonra sonu önce ruhlarına, sonra da dışarıya dökenler.
Şimdi anlıyorum aile olmak ne demek, bir çocuk yetiştirmek bu dünyaya ve arkanda bırakmak gönül rahatlığıyla.
Bir personan senin o da, yapıtaşlarını içinde yapılaştırıp daha sonra bir heykeltıraş edasıyla şekillerdirdiğin bir insan parçası. Bir yandan da elini bile süremeyeceğin kadar değerli ve kendine has bir insan parçası. Senle birlikte ve senden gayrı.
Ve karar veriyorum ki bundan sonra hayatımı ona göre değil, onunlaymış gibi planlayacağım.
Onsuz oldurup, ona rağmen var olacağım.
Bu hiç bitmeyen bir savaş olacak içimde, belki anlık bir kahkaha.
Keyifli bir gün doğumu ve hüzne boğulmuş bir gün batımı.
Etrafımı onunda sarmak evet güvenli, bir annen kolları ve tanrının kucağı.
Ama o kollar bütün bedenimi sardığında ve kucaklandığım yerden düşmeye başladığımda, yanımda olmayacak bir sanrı.
Peşimizdeler, o benim peşimde. Eh ben de onun peşindeyim tabii.
Az da koşmadım peşinden inanın, az da öğrenmedim.
İşte bu yanı zaten beni en çok vuran. Öğrendiklerim ve öğreneceklerimin düşü.
Düşler dünyasında bir Alice. Elmayı ne zaman ısıracağız?


29 Ocak 2020 Çarşamba

Alive at last?

You never know how thin the thread you hold on to life until it is challenged from the rooths.
Always have said that I’d never be one of “those” people.
Be it an addict, be it a suicidal, be it a criminal, be it a liar.
Life shows you that it is inherited in you to be all of them. 
And it’s not that big of a change when you become those things.
It adds up after another, one day folds into another.
Then it all unfolds in front of your eyes.
Bam.
You are an addict.
You are suicidal.
You are a criminal. Fucking governments, yes you are a criminal. Having hard time hearing it, seeing it?
One more time then, you are a criminal.
But you are also a lover, you are a compassionate lover.
You are a friend to some. Well not many but quite a few for you.
Then you are a liar.
First, to yourself. Then to others. 
You are every single person you have lived and going to live.
Let’s make your piece with that, not in one day or a thousand. But eventually, let’s make peace with that and keep moving on.
You only got to move on.
Let’s give you a task, just one task that you gotta accomplish, okay?
Stay alive. For the love of God, that is you and everyone, for the everything that you love and hate. For the good and bad, stay alive.
Promise? Promise.

5 Ocak 2020 Pazar

fuck

I got home today from a long, long and traumatic trip that was supposed to be my safe heaven. 
While I was in hell in the trip, I though home is my safe heaven.
Wherever I go, I think of some place else that will save me.
Nowhere, no one can save me.
I got back and realized how unhappy my family is. 
They don't talk, well nothing worth listening at least.
They don't laugh, well nothing worth laughing at least.
Is it my friend M or me who is so unhappy?
Because first time in my life, I got deep into suicidal thoughts.
I have never lost my hope before, always dreamt of my future life, home, family as I lie awake.
But now, I don't know if I'll ever make it there.
It's bizarre to think that life will go on feeling miserable.
This must be my friend M and I need to be aware of it.
Christ, I want to dissolve into the thin air.

9 Aralık 2019 Pazartesi

face the truth

https://www.youtube.com/watch?v=QXnTuUDCIJo
I don't put a smile upon your face no more
I can't make your heart shine like it did before
You don't listen to my stories anymore
You can't comfort me the way you did before
Was I too loud, was I too bad
Was I too open
Was I too high, was I too fast
Was I too close
I don't feel your lips like the first kiss
I'd rather run away than sit to face the truth
Was I too proud, was I too hopeful
Was I too needing
Was I too crazy, was I too long
Was I too giving
No matter how far, no matter how long
I will be there

6 Aralık 2019 Cuma

closer

Bu hissi biliyorum. Birine baktığında ve baktığın kişinin artık orda olmamasına. Çok gururlu olmaya, çok umutlu olmaya. Ya da baktığın her seferde o kişinin hiç değişmeden orda olmasına. Bazen benim aynı olmama, onun değişmesine. Artık eskisi gibi hissetmiyorum ve bu bazen acıtacak bir şey oluyor. Bazen de o kadar gururlu ve umutlu. Her şey değişebilir. Mesele de bu. Her şey değişebilir.
Aynı cümle nasıl da farklı manalara geliyor.

Was I too high, too hopeful?
Was I too distant, too lonely?
Am I fucking lonely? Well I said I was in the therapy.
Too bad I have such hard time facing it.


5 Aralık 2019 Perşembe

You need a sinner I will

Onu yeni yeni tanıyorum daha, 
yüzümü dönmüşüm ona, başkalarının beğenip beğenmemesini dikkate alarak.
Aslında seviyorum kendimi ve bedenimi. Bütün bu toplumsal yargılar olmasa üstünde.
Artık ailemin laflarının benim doğrularım olmasına izin veremem, şevkimi kırmalarına.
Annem gene bu hafta terapi seni hiç değiştirmedi, hiçbir gelişme görmüyorum dedi.
Bu yüzden terapiye başlarken onlara söylemek istemedim.
Beklentileri olsun istemedim ama finansal olarak desteklerine ihtiyacım olduğu icin söylemek zorunda kaldım. 
Terapim hakkında onlara hiçbir açıklamada bulunmak istemiyorum ama defalarca bulundum.
Benden HALA degişmemi bekliyorlar.
Daha biraz once yeğenim icin anne babası ona “seni ödevini yapsan da yapmasan da koşulsuz seviyoruz” demeli diye konuşmuşken bir sonraki anda beni sevmek için koşul talep etti. Değişmem. Terapinin işe yaraması ve onun hep olmamı istediği ama hiç olamadığım kızı olmamdı bu talep elbet.
Ee ben de isterdim o kız tabi. Ama ben benim ve sevilmeyi hakediyorum.
Ben benim ve bedenimi sevmeyi de hakediyorum. 

Yıllarca, dile kolay 18 yıldır bu bedenden nefret ediyorum. Bazen aynada kendimi, bedenimi severken yakalayınca yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissediyorum. Gözlerimin içine bakarak “değiş” diyorum.
Çünkü ben Vefa’ları dinledim, bedenimi sevmeyi seçtim ve şimdi Burcu’nun kuzeni gibi incecik bir kız değilim.
Ne büyük günah, ne büyük ayıp! Annecim, ben hep bir günahkardım. Sen bir günahkar yetiştirdin.
Dahası, bu günahkar günahlarıyla gurur duyuyor. Günahlarım beni ayakta tuttu bugüne kadar.
Bitmeyen eleştirileriniz, koşullu sevgi tekliflerinizde baş etmemi sağladı günahlarım.
Teşekkürler günahlarım, sizlerle ayakta kaldım ben. Varoluşumu siz başlattınız zaten.
Ah Tanrım, eğer varlığına inandığımı varsayarsak, nerden çıkardın karşıma bunca günahı.
Tanıştığıma pek memnun oldum. 




25 Haziran 2019 Salı

blood money

Bleeding Mental Health GIF by Rebecca Hendin

Havaalanında çıktı ve yüzünü göğe kaldırdı. Her şey tamamdı artık, şimdi mutlu olabilir miydi? Huzurlu olabilir miydi kalan ömründe? Sırtında taşıdığı kanlar akan çantasıyla huzurunu satın almıştı.   "Kan parası bu, istiyor musun?" diye haykırmıştı ortağı yüzüne. Özgürlük ve kan parası. İstiyordu evet, aldığı canlar pahasına istemişti onu.
Şaşırmasına şaşıracaktı ama,  ne yaparsa yapsın artık geri dönmeyecekti. İşin başından beri kendi kendine söylediği şey buydu, geri dönmek yok. Geri dönmek istese de olmayacaktı zaten, bunu göze alarak girmişti bu işe.
Onu uzaktan izleyen 5 arabanın farkında değildi. En arkadaki arabada olan dostundansa hiç haberi yoktu. Onun bu operasyonda önde olacak ne tecrübesi ne de gücü vardı. O vazgeçmiş biriydi. Yarı yolda kalmış ve bırakmış. Kendisi de zaman zaman böyle hissediyordu. Yıldızlı bir gecede içini açmıştı ona, kimseye açmaya cesaret edemediklerini. Can yoldaşlarını arıyordu bir zamandır, yaratıcı kişi ve kendini umudunun çocuklarını: gel gör ki, onları bulamayacağı ortaya çıktı, onları önce kendi yaratmadığı sürece. Peki ya yaratma gücü nerden gelirdi? Elbette ki yok etme gücüyle var olur demişti ona o gece. Ölmek gerekirdi, her yeni doğuşun başlangıcında.
Düşünceleri içinde kaybolmuş, camdan dışarı görmeyen gözlerle bakarken, olduğu yerde sarsıldı dostu. Önce cama vuran bir el gördü, tık tık, sonra gözlerini temkinle yukarı kaldırdı. İşte burda dedi içinden, her zaman benden bir adım önde. Bu arada, yüzü vazodan koparıp altın, platin, pırlanta müvevherlerle dolu çantaya koyduğu gülün rengini almıştı.
Sessizce camı açtı ve derin bir nefes aldı. Gözlerinin içine baktı dostunun genç adam, sonra tek bir kelime ağzından dökülüverdi: "Gel".
Devamında tekrar sessizliğe gömüldü ve arabaya bindi dostu. Yapamamıştı, gitmesine izin vereceği halde gelip teslim olmuştu. Bütün arabalar harekete geçti ve emniyete doğru yol aldılar. Hareket edişleri ve varış arasından geçen zaman anıları arasında yoktu. Komiser dostu öylesine rahatlamıştı ki olan biteni takip etmeye tenezzül bile etmemişti. Ancak onun görevlilere dönüp sarf ettiği cümlelerden bir tanesini duyduğunu hatırlıyordu. Şöyle diyordu: "Anlaşılmak, çalıştığım basit, çok basit sistemi size gösterebilmek için Bay Komiser; önce benzinci sahnesini anlatmak istiyorum."

*Koyu renkli cümleler alıntıdır.




14 Haziran 2019 Cuma

Dust in the wind



Aslında tarif edilmesi imkansız olan bu durum dört ay sürdü. Dört ay, 120 gün, her gece, her sabah. Ve dahası. Gözlerimi açar tavana bakardım, elimde tek bir şey. Kendi var ettiğim silahım.  Siz de tavana bakar mısınız? Hiç tavana bakacak boş zamanınız oldu mu? Yoksa yataktan fırlayıp "yap, yap, yap" komutuyla güne başlayanlardan mısınız? 

Tik tak. Tik tok. Tik tak. Tik tok.
Zaman azalıyordu, başucumda hazır duran sigarayı yaktım. Her şeyin elimden tek tek kayıp gideceğini hissedebiliyordum. Vakit geldi mi? diye usulca fısıldadım. Gelmiş gibi görünüyordu. Tavana bakalım.

Ah, sonunda burdalardı. 
"Sizi bekliyordum ben de." dedim tavana bakarken ve usulca bir nefes daha aldım sigaramdan. Kapının ardından usul usul sesleri artık inkar edemezdim. Ne zamandır bu inkarın içinde yaşıyordum zaten. İçeri gireceklerdi, sınırlar kalmamıştı. 
Odada beni gizli tutan 21 makine vııın vııın sesleriyle çalışma devam etti, ben de tavana bakmaya.
Tek bir kıvılcıma ihtiyacı vardı yok olmamın başlangıcının. O kıvılcım bundan dört ay önce yanmıştı Ha ben mi? Ben yaklaşık iki senedir yanıyordum.
Kendi kendime söylenmeye başladım "Aklına gelmeyen tek şey vazgeçmekti. " 
"Ondan vazgeçmek yerine varlığın içinde yok olmaya razısın. " dedi içimdeki gaddar anne.
Bugün pek konuşkandı, ancak susma sırası ondaydı artık. "Kendini var ettiğin kıvılcıma şimdi kaybetme korkusuyla hissettiğin öfke yerli mi? Bir şeyi ne zaman hak görürsün kendinde, seni yakıp kavuracağını bildiğin zaman mı? Eğer böyle ise, seni hangi sebebe binaen beğenmem gerektiğini açıklayabilir misin? Seni böyle kabul edebilmem için bana tek bir sebep söylebilir misin? İçimdeki sen, varlığım ve yokluğun. Biri varken, öbürü de var olabilir mi? "
Bu sefer kapının ardından biri seslenmeye başladı bana. Yoksa içimden mi geliyordu bu gaipten sesler? Önce duyamadım onu. Vın vın vın vın.
Vın vın vın vın vın. 
Sonra perdenin ardından boğuk bir ses yükseldi. Olduğum yere iyice çakıldım. Seslerini duyabiliyor, dahası bir kaç kelime de anlayabiliyordum. Makinelerden üçünün sesi birden kesildi. Vıııııııııııın.
Sesler artık kaçabildiğin şeyler değildi. Üç makine daha. Vıııııııııııııııııııın. 
Ve sonunda kapıya tek bir gür sesin yankısı çarptı: "İnsan, ayrılmışlığın, güçsüzlüğün ve yitikliğin dehsetini alt etmeye, onu dünyaya bağlayacak ve kendini yuvasında hissetmesini sağlayacak yeni biçimler bulmaya zorlanır. "
Peki zorlanmak mıdır burda bana çarpan şey, yoksa bulduğum bağın beni yok etme çabası mı?
"Ben bu çabadan nasıl nefret edebilirim, anlatsana bana! En ufak bir çaba, en ufak bir belirtide nasıl koşmam kollarına?" diye bağırdım kapının ardındaki sese. Bir kaç metre yakın, kilometrelerce uzak. 
Nasıl bırakabilirim dünyaya kurduğum incecik ipten bana uzanan dinginliği ve aitlik hissini? Söylesene bana sen bıraktın mı hiç böyle bir şeyi geride? Devam eden sen, kaçta kaçındı? Peki ya yanıp giden yanın? Sönüp giden parçan ne oldu? Gömdün mü onu ellerinde, ağıtlar yakıp? Yoksa ondan uzağa var gücünle mi koştun, bir amok koşucusu gibi? Amok koşucusunu bana okuduğun günü hatırlıyor musun, kelimesi kelimesi? Hissi hissine. Dizlerine uzanmak istemiştim, sen saçlarımla oynarken sadece var olmak. Şimdi bu bağı koparmayı nasıl cüret edersin?  Bütün bunlar geçerken aklımdan dört nala, derin bir nefes aldım. Yataktan fırlayıp deliler gibi etrafıma bakınmaya başladım. Ayna! Yok yok, değildi ihtiyacım olan ayna. Başımı çevirdim ondan ve kapının kenarına kadar gittim, iyice yaklaştım onlara. Sonra yere çöktüm. Kafamı göğe kaldırdım. Utanarak ya da sıkılarak yanmayacaktım bu ateşte. Sonra bir kaç makine daha durdu. Vııııııııııın. Tek tek bütün makinelerin sesleri kesilmeye başladı. VIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIN.
Gözlerimi yakan bir ışıltı ve dışardan gelmeye devam eden konuşma sesleri.
Şöyle diyorlardı: "Fırlayıp kalktı yataktan; bu kez aynaya yönelmedi, oysa en sevdiği işlerden biriydi aynada yüzüne bakmak; en çekici bulduğu yeri de çenesiydi, çünkü dostlarına hep çenesiyle övünürdü, özellikle de o anda tıraş oluyorsa. "
Lanet olsun size ve kalıplarınıza! Lanet olsun başım dik ve gururla taşıdığım yanıklarıma olan saygısızlığınıza. Çenem değildi sevdiğim, övündüğüm o değildi asla. Dik tutardı çenem beni, ayakta. Onu överdim ben, dik durabildiğim nadir zamanlarda. 
 "Geliyorlar!" diye çığlık çığlığa bağırıyordu benliğim, bense usulca aynaya yanaştım bu sefer. Aynadan yansıyana bakıyordum soğukça.
"Kimsin sen?" Çat. Ayna tuzla buz oldu. 
"Kimsin sen?" Çat. Vazolar yerde.
"Kimsin sen?" Çat. Kapı açıldı.
"KİMSİN SEN?" 
-Hiç kimse.

İşte böyleydi hastaneye yatırılma hikayem. Konuğum karşımda sırtını dikleştirdi ve söze girdi. Ben de ordaydım diyordu, kapının arkasında. İnanamıyordum bu tesadüfe.
Konuğumun bu başlangıcı benden öyle bir heyecan uyandırdı ki, yararlıklarımı ve suçsuz olduğumu bildiğimden, hemen sözünü kesecektim, ama konuğum bir şey söylemememi rica etti ve şöyle devame etti. 
"Biliyorum yaşananları, seni suçlamıyorum. Hayat dalga dalga gider gibi gelir bana hep, bu bir inişti. Belki bir dalganın kayaya vuruşu. Çıkışı olduğunu da biliyorum, olabildiğinde yükseklere çıkan hırçın dalgaları. Dalgalanmaya devam et."
Tamam dedim, tamam. Dalgalanmaya ve her çarptığımda yeniden sulara çekilmeye devam.

*Koyu renkli cümleler alıntıdır.

4 Haziran 2019 Salı

over love, over fear

Sorumluluklarımın bir anda toz bulut olmasıyla içimdeki boşluk kendini gösterdi.
Sahneye adım attı ve dedi ki
"İşte burdayım, benimle ne yapacaksın?
Nasıl dolduracaksın beni? Gerginsin, ellerin sürekli bir arayışta. Doldurman gerek boşluklar var parmaklarının arasında. Bilginin ışığı gözlerini kamaştırıyor, bu karanlıktan çıkmak dünyanın en korkunç şeyi, değil mi? Ya da öyle hissettiriyor. "
Üstümdeki bulutlar kalktıkça güneşin altında kavrulan bir beden. Bir ruh.
Gökyüzü orda, dokun. Hisset. Aidiyet. Varoluş. Yok oluş.
Hepsi birlikte, sende, bilincinde.
Sen bir bilinçsin.
Uyuşmuş bir bilinç. Eve gelip uyuşturmak için onu aklını kaybediyorsun.
Ama bu ev eski ev değil.
Yaptığın şeyler artık sen değil. Sen onlar değilsin.

Son günlerde bu sözleri aklımdan çıkarmakta zorlanıyorum. Çıkarmak istediğim de değil.


"Beni duyabilenlere söyleyeceğim: "umutsuzluğa kapılmayın." 
Şu an üzerimizde dolaşan acılar, aslında açgözlülüğün kayboluşundan başka bir şey değildir.
İnsanlığın gelişmesinden korkan adamların öfkesidir. 
Bu adamların öfkesi geçecek, diktatörler ölecek, 
İnsanlardan aldıkları güç yeniden insanlara dönecek ve bu insanlar öldükçe, özgürlük hiç kaybolmayacak. Kendinizi bu anormal adamlara
Makine kalpli, makine düşünceli, makine adamlara teslim etmeyin!
Sizler makine değilsiniz! Sizler sığır değilsiniz! İnsansınız!... 
Siz, insanlar, bu hayatı özgür ve güzel yapabilecek, hayatı harika bir maceraya dönüştürecek güce sahipsiniz.
Gelin bu gücü kullanalım
Gelin birleşelim."

tutunuşlar ve kayışlar

(To those who can hear me, I say, do not despair
The misery that is now upon us is but the passing of greed
The bitterness of men who fear the way of human progress
The hate of men will pass, and dictators die
And the power they took from the people will return to the people
And so long as men die, liberty will never perish
Don't give yourselves to these unnatural men
Machine men with machine minds and machine hearts!
You are not machines, you are not cattle, you are men!
You, the people, have the power to make this life free and beautiful
To make this life a wonderful adventure
Let us use that power!
Let us all unite!)

1 Haziran 2019 Cumartesi

Follow the rabbit

Yarın bir hafta olacak gerçekle sarsıldığım günden beri. 26 Mayıs 2019.
Doğum günüm de 16 Mart 2019.
Bu tarihleri yazıyorum ki unutmayayım. Yaşadıklarımın bana açtığı yeşil yollardan yürümeye devam edeyim. Eğer hiç yürüdüysem o yollarda, bilmeliyim değerini yaşamanın.
Doğmanın ve ölmenin.
Geçen hafta kendimi nasıl da öldüremediğimi gördüm, yataktan yuvarlanarak kaçmaya çalışırken.
Gerçek öylesine sarsıtıcıydı ki, kendimi fırlatmam gerekiyordu bu durumdan. Sözlerle yapmacaktım, biliyordu aklım ve kalbim. Ancak vücudum dinlemiyordu, yöneten id dinlemiyordu. Böylece yerde yuvarlanmaya başladım. Bir yandan da histerik kahkahalar atmaya.
Sonra geri çıktım yatağa. Kafamın içinde bir uğultu. Çarpma seninin kulaklarımla çınlaması.
Orda değildim, bedenim, zihnim, kalbim ve her hücrem orda olmamak için can atıyordu.
Her yanım titremeye başladı, bedenim kendini sarsarak beni bir rüyadan mı uyandırmaya çalışıyordu yoksa ninnilerle uyuşturup gözlerime öpücükler konudurup uykuya göndermeye mi bilmiyorum. Tartışmaya açık bir konu diyebiliriz. Ama bildiğim bir şey vardı ki, dönüş noktasını geçmiştik.
Önce büyük bir korku hissettim. Kara bir bulut beni yutmak isterceğine üzerine iniyordu. Nefes alamıyordum. Bir hafta öncesinde de boğuyordu beni rüyalarımda annem.
Gene boğuyordu beni ama sadece nefes almam için olduğunu göstermek istercesine.
Ben gözlerim açıp kaçmak isterken kara gözleri bana bakıyordu, içime.
Sahi her şeyi yanlış duymuş olabilir miyim? Her şeyi başka bir dile çevirip kendi yalanıma uydurmuş? İçimden akan giden bu kelimeleri artık tutmama kararı alıyorum, bilinçsiz bir karar. Belli ki tutamıyorum. Ya boyalarla akacak, ya harflerle, belki başka şeyler. Ama son günlerde ellerim kendine bir iş istiyor. Yaratmak istiyor. Denemek, sonra onu yırtıp başka birini denemek.
Bir kere görüleni görülmez kılmaz mümkün olur mu? Bu huzurlu yalanı yaşamak ne kadar mümkün? Çünkü bilirsiniz, en iyisi benim olmalıdır. İnsanları dinlerken bazen arkada bu cümleyi duyuyorum. Ya da "En iyisi benim" diyorlar. Eskiden dinlemediğimi, duymaya başlayınca anlıyorum. Sevgili annemin sözleriyle.
Bu yolda beraber olduğumuzu biliyorum. Farklı yollarda ama beraber.
Ona çok uzun süre güvenemedim. Yıllarca. Birinin yanında böylesine bir güvensizlikle durmak, bir yandan da her geçen dakika güvenmeyi dilemek korkunç bir şey. Kendini bırakmak için çeşitli yollara başvurup o yolların bağımlısı olmak da. Bağımlı olmak  korkunç bir şey. Belki korkunçluğundan daha fazla da kaçınılmaz. İnsan olmak kaçınılmaz bir şey.
Kaçamadım.
Kaçmıyorum.

All That GIF

23 Mayıs 2019 Perşembe

bu bir duvar


Bu bir rüya.
Bu bir dua.

Rüzgara uçmaya çalıştım, gözlerim kapalı, seni aradım. seni aradım.

Ve bu bir duvar. Etrafımda ördüğüm, tellerle çevrelediğim. Son günlerde duvarlarımı yıkmaya çalışırken tenime batan tellerin örgüsü. Boğazımın etrafında, kolllarım, bacaklarım. Her yanım.
Ama ben ne bilirim acıya dair sahi? Acıdan kaçmak için örmedik mi bu duvarları, bana karşı mı geliyorsunuz sevgili duvarlar? Üstüme yığılan siz misiniz, acılar mı?

Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar, onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama.
Canımı yakardılar, acıtırdılar.

Hadi gidelim buralardan Kiki, annem olup beni koruyamaz mısın?
Seni de acıtıyorum değil mi?
Bu bir duvar.


19 Mayıs 2019 Pazar

Holy Molly



Hayat çok garip. Kendimi hayata yeni başlamış bir bebek gibi hissediyorum şu aralar. Yaşamayı yeni öğrenmiş, varolmanın keşfine çıkmış bir çocuk sonrasında. İçimdeki yaralı çocuğu, bazen üzgün, bazen kızgın, bazen de kırgın çocuğu büyütmeye başladım.
O çocuğun kendine bir anne bulduğunu farketmekle başladı her şey. Annemin yerine koyup beni sarıp sarmalamasını istediğim insan. Ah o insan. İnsanlığın özünü gözlerinin ışıltısından öğrendiğim o insan. Beni terkedecek olan insan. İkimiz de annemizden gitmeye çalışıyoruz. Ben çığlıklarla, o acı bir gülümseme ile. Varoluşun keşfine çıkıyoruz beraber. Sadece var olmak ve bunun için savaşmak. Yaratma gücünü arıyoruz dere tepe, çimlerde koşturan tavşan ve minik yavrusu kedi. 
Başlarda çok yıktı beni terkedilecek olmak. Buna dair çeşitli baş etme yolları aradım kendime. (Sanki bu bana yapılan bir saldırı gibi baksana, "terkedilecek olmak" dökülüyor dudaklarımdan. Her şey benimle mi alakalı sahi, benle mi başladı? Ama dur bakalım, girme araya. Karşıma alıp, bütün ben-merkezliğimle neler demişim bakalım. ) Bazen aldım karşıma dedim ki: ölmeyeceksin sonunda. Ölmek de ne kadar fazla zikrettiğim bir kelime bu günlükte, dikkatimi çekiyor. Öldürdü beni annem. Gömdü önce, sarıp sarmaladı soğuktan korumak için. Sonra da yeniden doğurttu ve hayata gözlerimi ilk defa açtım. Doğumumu kutladığımız cennet bahçesi, o ve müziğimiz. Ölmek gerekiyor her defasında, yeni bir hayata başlamak için. Her şeyi olduğu gibi de alamayız artık, bunu öğreniyorum. Ölmek dediğin buz gibi bedeninin doğayla bütünleşmesi midir sadece? Ya benim yeniden doğmak için kendimi tekrar tekrar öldürmem? Soğuk gerçekle kendimi kırbaçlamasını yalvardığım insanlardan tekrar tekrar duymam ki: sen kendini sınamalısın. Öldür beni, bir kez daha demem anneme ve beni kimsenin benim için öldürememesi? Yüzleşmeler. Çarpışma Partisi. Kırıltılar. Yakıntılar. Ağıtlar. Acılar. Yıldızlar. Yeşil. Işıltı.
Diliyorum ki bir an sonrasındaki kendim için, çünkü bu an ve bir sonrasında yaşadığımız şey gibi hayat bazen, diliyorum ki unutmasın yüzüne vurulan öğretileri. Annesi büyüttü onu, açtı gözlerini. Kim ne kadar açabilirse şu lanet gözlerini, o kadar araladı gözlerimi ve yıldızlar doluştu gözlerime. Halen bir çocuğum, güneş gözlerimi kamaştırır, kör eder. Ben o güneşe bakmak için razıyım körlüğe, sahi körlük ne, görmek ne? Ne görüyorum aynaya baktığımda bu günlerde? Aynaya bakıyor muyum bu günlerde? Peki ya gökler, mavi semalar? Onları yeteri kadar gördüğümü nasıl iddia edebilirim ki.. 
Hiç hissetmediğim kadar göklere bağlı hissediyorum kendimi. Sonsuz semalar ve bu sonlu insanlık. 
Hadi hepimiz üstümüzden söküp atalım da insan diye girdiğimiz garip formu, çırılçıplak kalsın özdeki insanlık. Gözlerimizin içine bakalım, sadece gözler. 


29 Ağustos 2018 Çarşamba

Al hissimi

Tenin almış beyazlığını aydan
Saçlarının rengi geceden
Bundan geceye sevdam
Sen örterken benimle kalbini
Al aklım gibi hissimi,
Al çünkü özlüyorum

- Ufuk Beydemir

30 Nisan 2018 Pazartesi

peki ben kimim?

Meşgul
Düşüncesiz
Sevdiğini davranışlar göstermeyi bilmiyor
Sevmeyi bilmiyor
Değer vermeyi bilmiyor
Bencil
Önyargılı 
Bağımlı
Korkak - yüreksiz
Azimsiz
Yarım bırakan


Buraya bütün bunları yazmak istedim, daha aklıma geldikçe de eklerim çünkü insan bazen bir şey yaşıyor ve kendini bir aynada görüyor. Flu biraz aynadan yansıyan sen, çeperleri belli belirsiz, tanıyamıyorsun bakınca. Başını da bir kez çevirdiğin zaman, bir daha o yöne bakmamak için var gücünle çalışıyorsun, ben çalışıyorum en azından.
Aklında öyle şemalarla devam etmişsin ki hayatına, olduğun kişiye olan inancınla, kendini sevmezsem ne yaparım'ın korkusuyla. Bazen bunun da beni tuttuğunu düşünüyorum gelişmekten, değişmekten. Korkaklığımı örneklendirelim: eğer bu geliştirmem gereken yönlerimi bütün gerçekliğiyle görüp, kabul edersem, orda bana kendimi sevecek ve hayata devam ettirecek bir şey kalacak mı? Kabullenemediğimi de görebiliyoruz böylece, ne kadar kabullenmek istemediğimi. Ama bugün, iki gün önce yazılmasına rağmen, bugün yüzüme vuran gerçekliği daha ne kadar kabullenmeden hayatıma onun etrafını sararak devam edebilirim? Beni ne kadar ileri götürür bu ve gitmem gereken yer ilerisi mi sahi? Kendimi hiçbir zaman intihara meyilli bir insan olarak tanımadım ama bu savaştan hayatta kalarak çıkabilir miyim? Çıkmak ister miyim? Çıkmam gerekir mi peki?
Kendime söyleyemediğim şeyleri belki başkalarının sorularını cevaplarken duyarım diye daha ne kadar terapiye gidebilirim ya da gitmek isteyebilirim? Kendimle dürüst olmak için kendime güvenebilir miyim? Bütün bu sorular ve cevaplarından her zaman korkan ben.
Bencil ben. Bencillik. Sahi, bununla başa çıkmanın bir yolu var mı? Dikkat ederek, yazdığım cümleyi bir kez daha değiştirerek bencil olmadığımda ne oluyorum sahiden? Gerçeklikle başa çıkmamak için 4 gündür ayık olmadığımda ne oluyorum ben? Bağımlı mı? Korkak mı? Çaresiz mi? Aptal mı? Hepsi mi?